Tıpta Uzmanlık Tezleri

Permanent URI for this collection

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 5 of 280
  • Item
    Open Access
    Aile sağlığı merkezine kan tahlili yaptırmak isteğiyle başvuran hastalarda depresyon görülme sıklığı ve Beck depresyon ölçeği ile skorun ölçülmesi / Depression prevalence among patients who apply to primary health care services with the request of blood sampling and measuring the score with Beck depression inventory
    ÖZKAL, GÜLVAN; ÖZDER, ACLAN
    Birinci basamak sağlık hizmetlerine kan tahlili yaptırmak için başvuran hastaların şikayetleri sorgulandığında halsizlik, yorgunluk gibi psikiyatrik ve fiziksel hastalıklarda ortak olarak görülebilen semptomlar ile karşılaşılmaktadır. Herhangi bir şikayeti olmayıp kronik hastalıklarının takibi için belirli aralıklarla kan tahlili yaptıran veya anemi, diyabet, hipotiroidi gibi fiziksel hastalıkların varlığının araştırılmasını isteyen hastalar da aile sağlığı merkezlerine başvurmaktadır. Aile sağlığı merkezlerine başvuruların önemli bir kısmını kan tahlili yaptırmak isteyen hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların şikayetlerinin depresyon ile ilişkili olabileceği veya herhangi bir şikayet belirtmeseler dahi depresyon açısından risk grubunda olabilecekleri aile hekimleri tarafından göz önüne alınırsa Beck depresyon ölçeği gibi uygulanması kolay ve hızlı bir yöntemle depresyon semptomlarının varlığı ve şiddeti araştırılabilir. Bu çalışmayla aile hekimlerine depresyon tanı ve tedavisi konusunda farkındalık kazandırılmak istenmiştir. Birinci basamaktaki hekimlerin depresyon ile ilgili bilgi ve tutumlarının geliştirilmesiyle hastaların depresyon ile ilişkili fiziksel ve psikolojik semptomları henüz depresyon tanı kriterlerini karşılayacak sayı ve şiddete ulaşmadan fark edilebilir. Hastalara fiziksel egzersiz, psikososyal desteğin arttırılması ve düzenli aile hekimi izlemleri gibi koruyucu tedbirler sunulabilir. Aile hekimleri tarafından depresyon tanısı konulması sayesinde mükerrer ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti başvuruları sırasında tedavisi geciken ve hastalığının şiddeti artan bireylerin hayat kalitesi yükseltilebilir. Bu çalışmada aile hekimlerinin depresyonla mücadelede etkin rol üstlenmesinin toplum ruh sağlığının geliştirilmesine katkısı vurgulanmak istenmiştir.
  • Item
    Open Access
    Kawasaki hastalığı tanısı ile izlenen hastalarda klinik ve laboratuvar bulgularının ve hematolojik parametrelerinin klinik tabloya etkisinin retrospektif değerlendirilmesi / Retrospective evaluation of the effect of clinical and laboratory findings and hematological parameters on clinical picture in patients WHO are being followed up with A diagnosis of kawasaki disease
    TEKİN, NUR; DOĞAN DEMİR, AYŞEGÜL
    Amaç: Kawasaki hastalığı çocuklarda akut ateş ile giden bir vaskülittir. Hastalık özellikle koroner arterler üzerindeki etkileri nedeniyle önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Klinik bulgularla tanı konulduğundan ve tanısal gecikme, mortalite ve morbiditeyi arttırdığından hastalığı ve seyrini gösterebilecek klinik ve laboratuvar parametrelerin varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmamızda klinik, laboratuvar ve ekokardiyografi bulguların birbiri ile ilişkisini değerlendirerek hastalığı erken dönemde tanımaya yönelik ipucu bulunması, prognozu gösteren değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamıza, Ocak 2011 - Ocak 2021 tarihleri arasında, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda Kawasaki Hastalığı tanısı ile takip edilen, başka ek hastalığı olmayan 72 hasta ve kronik hastalığı bulunmayan ve son 15 gün içinde ateşli hastalığı olmayan 72 sağlıklı çocuk dahil edildi. Hastaların elektronik dosya kayıtlarından demografik, klinik, laboratuvar, ekokardiyografi, batın USG bulguları ve hastalığın komplikasyonları incelendi. Komplet-inkomplet Kawasaki hastalığı, kardiyak tutulum olan-olmayan, koroner arter tutulumu olan-olmayan, IVIG direnci olan-olmayan hasta grupları laboratuvar, görülme sıklığı, yaş, cinsiyet, klinik bulgular açısından karşılaştırıldı. Bu gruplar arasında laboratuvar tetkiklerinden elde edilen NLR, PLR, LMR, MPV/L, MPV/PDW, MPV/PC, Hb/RDW, AST/ALT, Fibrinojen/Albümin, CRP/Albümin oranları karşılaştırıldı. Tüm hastalar ile kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet ve hemogram parametreleri ve NLR, PLR, LMR, MPV/L, MPV/PDW, MPV/PC, Hb/RDW oranları karşılaştırıldı. İstatistik analizlerin tamamı R yazılımı (versiyon 4.2.0) ile gerçekleştirildi. İstatistik analizlerde rstatix v0.7.0 ve gtsummary v1.6.0 paketleri kullanıldı. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile Q-Q plot ve histogram grafikleri ile denetlendi. Sürekli veriler bağımsız gruplar için Mann Whitney U ve Student t-testi ile analiz edilirken bağımlı gruplar için Wilcoxon testi ve bağımlı gruplarda t testi ile analiz edildi. Kategorik veriler için gözlem sayısının yeterli olduğu durumlarda Pearson Ki-kare testi, gözlem sayılarının yetersiz olduğu durumlarda Fisher'in kesin testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan hastalarda erkek /kız oranı 1:1idi. Hastaların yaşları 1,5 ay ile 142 ay arasında değişmekteydi. Hastaların yaş ortalaması 39,6±30,9 ayken ortancası 30 (19-56.2) aydı. Çalışmamızda hastaların %16,7'si 1 yaş altında %78'i ise 5 yaş altındaydı. Kawasaki hastalığı tanı kriteri olan klinik özellikleri dağılımları değerlendirildiğinde, orofaringeal değişiklikler en sık, el ayaklarda eritem ve ödem en az görülen bulguydu. Hasta grubu ile kontrol grubu laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırıldığında hasta grubunda WBC, nötrofil sayısı, monosit sayısı, RDW, PLT, MPV, Plateletkrit, NLR, PLR, MPV/L, MPV/PDW oranı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Lenfosit sayısı, Hemoglobin, Hematokrit, PDW, LMR, Hb/RDW oranı hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0,01). Kawasaki hastalarının tanı günü (0. gün) laboratuvar parametreleri ile tanıdan sonra 10. günden sonraki laboratuvar parametreleri karşılaştırıldığında hastaların 0. gün laboratuvar parametrelerinden WBC (p<0,01), nötrofil (p<0,01), monosit (p=0,09), MPV (p<0,01), PDW (p<0,01), CRP (p<0,01), ESR (p<0,01), NLR (p<0,01), PLR (p=0,021), MPV/L (p<0,01), MPV/PC (p<0,01) ve hemoglobin/RDW oranı (p=0,02) 10. günden sonra olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek, Lenfosit (p<0,01), RDW(p<0,01), Platelet (p<0,01), Plateletkrit (p<0,01), LMR(p<0,01) ise 10. günden sonra olanlara göre daha düşüktü. Hastaların %38.9'i inkomplet Kawasaki hastasıydı. Komplet ve inkomplet Kawasaki hastalığı olgularının laboratuvar özellikleri karşılaştırıldığında ESR inkomplet Kawasaki hastalığı olgu grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0.048). Nötrofil/lenfosit oranı ise inkomplet Kawasaki hastalığı olgularında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü (p=0.040). Komplet ve inkomplet Kawasaki hastalığı olgularının tanıdan 10 gün veya daha sonrasında alınan kan tetkikleri karşılaştırıldı. İnkomplet Kawasaki hastalığı olgu grubunda RDW, MPV ve MPV/PDW oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0,05). Komplet ve inkomplet Kawasaki hastalığı olgularının tanı günü laboratuvar parametreleri ile 10. günden sonraki laboratuvar parametreleri farkları (10. günden sonraki değer- 0. günkü değer) karşılaştırıldığında fark PDW değeri istatistiksel olarak anlamlı derecede inkomplet Kawasaki grubunda daha yüksek, fark NLR, PLR ve MPV/PDW oranı ise inkomplet Kawasaki grubunda komplet Kawasaki grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü (p<0,05). Olguların %20,8'inde IVIG direnci vardı. IVIG direnci olanların 5 (%33)'i 1 yaş altındaydı. IVIG direnci olmayan grupta 5 (%12) hasta 1 yaş altındaydı. Hastaların IVIG direncine göre klinik özellikleri değerlendirildiğinde ateş-IVIG süresi, hastane yatış süresi, çocuk yoğun bakıma yatış oranı ve hepatomegali IVIG direnci olan grupta olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Tanı anında alınan laboratuvar sonuçları değerlendirildiğinde PDW, IVIG direnci olan grupta olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. IVIG direncine göre olguların tanıdan 10 günden sonrasında bakılan laboratuvar parametreleri ve oranları karşılaştırıldığında IVIG direnci olan grupta monosit sayısı, CRP, ESR, MPV/PDW oranı IVIG direnci olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu. PDW değeri, IVIG direnci olan grupta olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Hastaların ekokardiyografi bulguları incelendiğinde 24 (%33,3)'ünün kardiyak tutulumu olduğu saptandı. Kardiyak tutulumu olan 8 (%33,3) hastada koroner arterde ekojenite artışı, 9 (%37,5) hastada koroner arter dilatasyonu, 5 (%21) hastada mitral yetmezlik, 2 (%8,3) hastada koroner arter anevrizması görüldü. Tüm hastaların %15,3'ünde koroner arter tutulumu görüldü. Tüm hastaların %12,5 'unda koroner arter dilatasyonu, %2,8 inde koroner arter anevrizması görüldü. Kardiyak tutulumu olan ve olmayan gruplar laboratuvar özellikleri açısından değerlendirildiğinde RDW değeri kardiyak tutulumu olan grupta olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek (p=0.043), Hb/RDW (p=0,038) ve kreatinin kinaz (p=0,035) ise daha düşük bulundu. Koroner arter tutulumu olan hastaların ateş-tanı şüphe süresi ortancası 10 (6-12,5) koroner arter tutulumu olmayan hastaların 6 (5-8) gündü. Çalışmamızda koroner tutulumu olanlarda olmayanlara göre istatistiksel olarak tanıdan daha geç şüphelenildiği görülmüştür. Koroner arter tutulumu olanlarda nötrofil, hemoglobin, hematokrit, Hb/RDW ve platelet değeri koroner arter tutulumu olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunurken RDW ortancası, MPV/PC oranı yüksek bulundu. Hastalardan viral seroloji verisine ulaşılabilen hastaların 32 hastanın 8 (%25)'i pozitiftir. Pozitiflerden 3 (pozitiflerin %37,5)'ü parvovirus, 2 (%25)'i CMV, 1 (%12,5)'i EBV, 1 (%12,5)'i İnfluenza A, 1 (%12,5)'i mumps virüs pozitiftir. Sonuç: Olgularımızın klinik bulguları literatür ile uyumludur ve koroner arter tulumu sık olduğundan bu komplikasyonu öngörmek önemlidir. Çalışmamızda, Kawasaki olgularımız hasta-kontrol grubu, koroner tutulumu olan-olmayan, IVIG direnci olan-olmayan, komplet-inkomplet olarak kendi içlerinde karşılaştırıldığında; bu hasta gruplarında bazıları daha önce hiç çalışılmayan NLR, PLR, LMR, MPV/L, MPV/PDW, MPV/PC, Hb/RDW gibi bazı hematolojik parametrelerin hastalığı, klinik seyri ve prognozu öngörmede katkısı olabileceği sonucuna vardık. Anahtar Sözcükler: Kawasaki hastalığı, kardiovasküler komplikasyonlar, nötrofil/ lenfosit oranı, platelet/ lenfosit oranı, Hb/RDW oranı
  • Item
    Open Access
    COVİD-19 pandemisinin acil serviste akut koroner sendromlarının başvuru sayısına ve yönetimine etksisinin araştırılması / Evaluation of impact of COVİD-19 pandemic on admission rates and management of acute coronary sendromes in emergency department
    İBRAHİMOV, ERVİN
    Giriş ve Amaç: SARS-CoV-2 virüsü COVİD-19 hastalığına neden olarak şimdiye kadar tüm dünyada yaklaşık 620 milyonu ekfekte ederek pandemiye sebep olmuştur. Pandemi sürecinde sağlık sisteminde ciddi değişikliler olmuş olup kısıtlamarla birlikte hastaneler başvuru sayısında düşüşler gözlenmiştir. Akut koroner sendromların (AKS) sayısında da azalma görülmekle birlikte yaklaşım şeklinde de değişiklikler izlenmiştir. Çalışmamızda pandemi döneminin hastanemizin acil servisine AKS ile başvuran hastaların sayısı, başvuru şekli ve yönetimine etkileri araştırlımıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servis Anabilim Dalı 10.03.2019- 10.03.2021 tarihler arası retrospektif olarak yapıldı. Çalışmamızda toplam iki senede acilimize başvuran ve AKS tanısı konulan 1297 hasta tarandı. Hastaların verileri pandemi öncesi (PÖ) (10.03.2019-10.03.2020) ve pandemi sonrası (PS) (10.03.2020-10.03.2021) olacak şekilde iki grup halinde incelendi. Hastaların demografik özelliklerine, tanılarına, başvuru şekillerine, kronik hastalıklarına, tedavi ve sonuçlanma şekillerine bakıldı ve hazırladığımız forma kaydedildi. Daha sonra toplanan veriler PÖ ve PS olmak üzere karşılaştırıldı. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak belirlendi. İstatistiksel analiz, IBM SPSS for Windows v.22 (IBM, Armonk, NY, Amerika Birleşik Devletleri) istatistik paketi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmaya iki yıl boyunca acil tıp anabilim dalına AKS tanı kodu girilmiş 1962 hastayla başlandı. Verileri eksik olan 101 hasta ve acil hekimi yahut kardiyoloji hekimi tarafından AKS tanısı dışlanan, acilden taburcu edilmiş 201 hasta ve başka tanılarla koroner yoğun bakım ve kardiyoloji servisine yatış verilen 363 hasta araştırmadan çıkarıldı. Kesin AKS tanısı alan 1297 hastayla devam edildi. Olgular PÖ ve PS olmak üzere ikiye ayrıldı. Başvuru sayısı PÖ dönemde 703 iken, PS'da 594 oldu. PÖ dönemde ortalama aylık başvuru sayısı 59 iken PS dönemde ortalama aylık başvuru sayısı 50 olarak hesaplandı. Demografik özellikleri incelendiğinde PÖ dönemde 703 hastanın 488'i (%69,4) erkek, 215'i (%30,6) kadın, PS dönemde 594 hastanın 410'u (%69,0) erkek, 184'ü (%31,0) kadın bulundu. Ortalama yaş 57,1 ± 13,2 yıl saptandı. PÖ dönemde STEMİ 242 (%34,4), NSTEMI 461 (%65,6) iken PS dönemde STEMI 225 (%37,9) ve NSTEMI 369 (%62,1) şeklinde bulundu. Hastaneye başvurularda PÖ döneminde ayaktan başvuru 602 (%85,6), iken PS dönemde ayaktan başvuru 474'e (%79,8) düştü ve istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). PÖ dönemde başka merkeden sevk 38 (%5,4) iken, PS dönemde başka merkezden sevk 57'e (%9,6) yükselerek istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Tedavi şeklinde medikal tedavi kararı PÖ dönemde 112 (%15,9) iken, PS dönemde 56'a (%9,4) düşerek istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Anjio ve stent uygulaması PÖ'de 412 (%58,6) iken, PS'da 404'e (%68,0) bulundu ve istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Bypass kararı PÖ'de 41 (%5,8) iken, PS'da 20'e (%3,14) gerileyerek istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). PÖ dönemde başka merkeze sevk edilen hasta sayısı 34 (%4,8) iken, PS dönemde 8'e (%1,3) gerileyerek istatiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak pandemi döneminde ayaktan başvuru şekli anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). Başka merkezden sevk şeklindeki başvurularda pandemi döneminde anlamlı artış saptandı (p<0,05). Anjio ve stent uygulamalarında pandemi döneminde anlamlı artış izlendi (p<0,05). Ayrıca medikal tedavi ve bypass miktarında ve dış merkeze sevk edilen hasta sayısında PS döneminde PÖ döneme kıyasla istatiksel olarak anlamlı düzeyde düşüş oldu (p<0,05). Hastaların demografik verileri, MI çeşitleri, kronik hastalıkları ve mortalite oranları iki dönem arasında benzer bulundu. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom, pandemi, sevk, acil servis başvuru
  • Item
    Open Access
    10-18 yaş arası vitamin d eksikliği olan hastaların3 aylık vitamin D ve vitamin D + K tedavisi sonrası kan parametrelerininretrospektif olarak karşılaştırılması / After 3 months of vitamin D and vitamin D + K treatment for patients with A vitamin D deficiency between 10-18 years of age retrospective comparison of blood parameters
    TEKİN, ESER; TORUN, EMEL
    10-18 Yaş Arası Vitamin D Eksikliği Olan Hastaların 3 Aylık Vitamin D Ve Vitamin D + K Tedavisi Sonrası Kan Parametrelerinin Retrospektif Olarak Karşılaştırılması Giriş: D vitamini eksikliği, ülkemizde ve dünyada oldukça yaygın şekilde görülmektedir. Kemik ve iskelet sistemi sağlığında kilit rol oynayan bu vitaminin eksikliğinin önlenmesi amacıyla sıklıkla çocuk ve yetişkinlere D vitamini takviyesi yapılmaktadır. Bu takviyenin etkisinin arttırılması amacıyla, vitamin D'nin kemik metabolizmasına etkisini artırdığı düşünülen K vitamininin tedaviye eklenmesinin, D vitamini ve kemik metabolizması biyobelirteçlerindeki düzelmeye etkisi araştırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda D vitamini eksikliği olan 10-18 yaş arası çocuklarda D+K vitamini tedavisinin yalnız D vitamini tedavisine üstünlüğü araştırılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran, D vitamini eksikliği saptanan 77 pediatrik hastanın verileri çalışmaya dahil edilmiştir. Çocuklardan 39 tanesine yalnızca D vitamini (günlük 1000 mg kolekalsiferol oral) tedavisi 3 ay boyunca verilmiş, 38 tanesi ise 3 ay boyunca D+K (günlük 1000 mg kolekalsiferol oral + 200 mg menakinon oral) vitamini tedavisi almıştır. Çalışmaya katılan çocukların tedavi öncesi kan parametreleri alınmış, tedavi bitiminde de bu parametreler tekrar edilmiştir. Bulgular: İstatistiksel çalışmada (R v4.1.2 yazılım dilinde tidyr v1.1.4, dplyr v1.0.7, ggplot v2.3.3.5, tidyverse v1.3.1, fBasics v4021.92, rstatix v0.7.0 kütüphaneleri kullanılmıştır.) Yalnızca D vitamini tedavisi alan hastalar ile D+K vitamini tedavisi alan hasta grubunun serum D vitamini, kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, parathormon, B12 vitamini, demir, total demir bağlama kapasitesi, lökosit, hemoglobin, hematokrit platelet, albümin ve osteokalsin düzeyleri incelenmiştir. İki grup arasında serum D vitamini düzeyi, serum kalsiyum düzeyi ve serum parathormon düzeyi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (sırasıyla p=0.029, p=0.007, p=0.036). D+K vitamini tedavisi alan grupta yalnızca D vitamini tedavisi alan gruba göre ortalama serum D vitamini düzeyi %19, serum Ca düzeyi %0.3 daha yüksek ölçülürken serum parathormon düzeyi %5.8 daha düşük görülmüştür. Kemik metabolizması biyobelirteçlerinden fosfor, alkalen fosfataz, osteokalsin düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmamıştır. Sonuç: Çalışma sonucunda D vitaminiyle birlikte K vitamini kullanımının serum D vitamini düzeyini ve kemik metabolizması göstergelerini iyi yönde etkilediği görülmüştür. Klinik kullanıma girmeden önce geniş örnekleme sahip randomize kontrollü çalışmalar ve meta-analizlere ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: D vitamini, K vitamini, osteokalsin, parathormon, kalsiyum
  • Item
    Open Access
    Epileptik nöbet sırasında ölçülen çinko ve bakır düzeylerinin değerlendirilmesi / Evaluation of zinc and copper levels measured during epileptic seizure
    MEHMETAJ, LILJANA; SÖNMEZ, ERTAN
    Giriş ve Amaç: Epilepsi, dünyada yaklaşık 50-65 milyondan fazla insanı etkileyen yaygın görülen nörolojik bir hastalıktır. Epilepsiyi ortaya çıkaran mekanizmalar çok faktörlüdür. Farmokolojik olarak epilepsi kontrol altına alınabilse de hastaların yaklaşık üçte birinde tedaviye dirençli hale gelmiştir bu sebeple yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Epileptik nöbet ile acile başvuru yapan hastalarında bulunabilecek bir çinko ve bakır eksikliği, kişinin kullanmış olduğu antiepileptik ilaçların yan etkisi, düzensiz ilaç kullanımı, polifarmasi, gastrointestinal emilim bozukluğu ya da sosyoekonomik durumlardan kaynaklanan bir durum olabilir. Bu çalışmada hedefimiz eser element eksikliğinin epileptogenez ile ilişkisini saptamak, bu alanda araştırmaların geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Böylelikle epilepsi hastalarında meydana gelebilecek atak nöbetleri engelleme stratejileri oluşturup, epilepsi hastaların yaşam kalitesini iyileştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servis Anabilim Dalı 02.10.2019- 01.10.2020 tarihler arası prospektif olarak yapıldı. Epileptil nöbet ile acil servise gelen 65 hasta ve aile hekimliği polikliniğine sağlık kontrolü amacı ile gelmiş, tamamen sağlıklı olup ek hastalık ve ilaç kullanım öyküsü olmayan 65 gönüllü bireyin katılımı olmak üzere toplam 130 kişinin verileri incelendi. Çalışma için iki grup oluşturuldu; Hasta gurubu: Epileptik nöbet ile gelen, Sağlıklı kontrol gurubu: Herhangi bir hastalığa sahip olmayan, ilaç kullanmayan gönüllü bireylerden oluştu. Hastaların epileptik nöbet esnasında veya postiktal döneminde ilk 5-10 dakikada herhangi bir tedavi uygulamadan kan tahlilleri alınarak serumda eser elementler (Zn, Cu) analiz edildi. Hastaların anamnez ve demografik bulguları hazırladığımız formlara kaydedildi. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS (Windows için Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi, Sürüm 21.0, Armonk, NY, IBM Corp.) paket programı ile sağlandı. Bulgular: Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis Anabilim Dalı'na nöbet ön tansı ile başvuran 83 hastayla başlandı. Hastalardan 4'ü sınıflandırılamayan nöbet grubu ve 14'ü EEG ve/veya diğer tanısal parametrelerle epileptik nöbet tanısı konmayarakçalışmadan çıkarıldı. Geriye kalan 65 epileptik nöbet geçiren hasta ve 65 sağlıklı gönüllü kişilerle çalışmaya devam edildi. Demografik özellikleri incelendiğinde nöbet gurubundaki (NG) 65 hastanın 29'u (44.61%) kadın, 36'sı (55.38%) erkektir. Sağlıklı gurubun (SG) 33'ü (50.8%) kadın, 32'si (49.2%) erkektir. NG ortalama yaş 43.75±19.49 yıl iken, SG ortalama yaşı 42.88±18.92 yıl olup istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.78). NG serum Cu düzeyi 98.41±31.5 μg/dL iken, SG serum Cu düzeyi 108.11±19.09 μg/dL olup istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.02). Fokal nöbet gurubunda (FNG) (105.17±32.75 μg/dL) ve SG (108.11±19.09 μg/dL) serum Cu düzeyi, jeneralize nöbet gurubuna (JNG) (86.88±26.0 μg/dL) oranla daha yüksek olup istatiksel olarak anlamlı saptandı (p=0.003). NG serum Zn düzeyi 72.59±20.87 ug/dl, SG serum Zn düzeyi 96.69±10.21 ug/dl olarak saptandı ve istatiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0.001). FNG serum Zn düzeyi (76.5±19.37 ug/dl) ve JNG serum Zn düzeyinin (65.92±22.02 ug/dl) her ikiside SG serum Zn düzeyine (96.69±10.21 ug/dl) göre istatiksel olarak anlamlı düşük gözlendi (p<0.001). Antiepileptik ilaç (AEİ) tedavisi kullanan hastalarda serum Cu düzeyi (95.38±31.27 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Cu düzeyi 110.54±30.66 μg/dL bulunumuş olup aralarında istatistiksel anlamlı fark vardı (p=0.009). AEİ kullanan hastalarda serum Zn düzeyi 70.82±22.35 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Zn düzeyi 79.69±11.44 ug/dl olarak saptanmış olup aralarında istatiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak Cu ve Zn elementlerinin nöbet geçirme esnasındaki seviyeleri sağlıklı guruba göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0.02, <0.001). Zn düzeyi hem FNG, hem de JNG'de SG'ye göre anlamlı seviyede düşük gözlenirken (p<0.001), Cu düzeyi sadece JNG gurubunda SG'ye göre anlamlı seviyede düşük saptandı (p=0.003). AEİ tedavisi alanlar, AEİ tedavisi almayanlara göre anlamlı olarak düşük seviyelerde Cu ve Zn düzeyleri tespit edilirken, bu ilaçlardan sadece karbamazepin tedavisi alan hastalarda ise en fazla Zn düzeyi düşüklüğü tespit edildi. Nöbet esnasındaki bu eser element seviyeleri nöbetsiz tanılı hastalardaki seviyeler ile genel olarak benzer şekilde düşük bulundu. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Çinko düzeyi, Bakır düzeyi