Welcome to the Bezmialem Academic Repository
Bezmialem Vakıf University's Institutional Academic Archive System aims to ensure that the scientific knowledge and research outputs produced by our university are made available openly and sustainably for the benefit of society and all stakeholders. Our university considers it a fundamental responsibility to contribute to the advancement of science and the dissemination of academic knowledge, in line with the principles of transparency and reliability. Within the system, various academic outputs, such as articles, theses, books, book chapters, reports, and presentations, are made accessible.

results
Discover
Communities in DSpace
Select a community to browse its collections.
- Research Outputs | PubMed | WoS | Scopus | TR Dizin
- Bezmialem Vakif University Publications
- Units and Persons
- Faculties / Institutes / Vocational School
Recent Submissions
Item type:Publication, Access status: Open Access , Toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin afethazırbulunuşluk düzeylerinin belirlenmesi/ Determining the disaster preparedness levels ofindividuals working in public food systems ;KUŞKU, ALEYNABAYIR, AYŞE GÜNEŞAfet durumunda, doğru ve zamanında besin desteği sağlanması, afetzedelerin sağlık ve iyileşme süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda da toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin afetlere yönelik hazırbulunuşluk düzeylerini değerlendirmek, sadece bireysel hazırlıkların değil, aynı zamanda toplu beslenme sistemlerinin de afet anında verimli bir şekilde işlev görmesi için gereken temel faktörlerin ortaya konması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin afet hazırbulunuşluk düzeylerini incelemek ve elde edilen bulguları sosyodemografik faktörler doğrultusunda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Araştırma Türkiye, İstanbul'da bir toplu beslenme hizmeti sunan şirket çalışanları ile (n=99) gerçekleştirildi. Araştırmada veriler Afet Hazırbulunuşluk Ölçeği (AHBÖ) ve araştırmacı tarafından oluşturulmuş 9 maddeden oluşan sosyodemografik form toplanmıştır. AHBÖ 13 madde ve 4 alt boyuttan (afet fiziksel koruma, afet planlama, afet uyarı sistemleri) oluşan bir ölçme aracıdır. Çalışmaya katılan bireylerin çoğunluğunun yaş aralığı %29,3 ile 45-54 (n=29)'tir. Çalışmaya katılan bireylerin %53,5'i (n=53) kadın, %46,5'i (n=46) erkektir. Medeni durum açısından %57,6'sı (n=56) evli, %42,4'ü (n=42) bekardır. Katılımcıların %43,4'ü (n=43) 2 veya daha çok çocuk sahibidir. Çalışmaya katılım sağlayan bireylerin eğitim düzeyi yoğunlukla %45,5 (n=45) ile ortaöğretimdir. Ekonomik durum açısından katılımcıların %54,5'inin (n=54) geliri giderine denktir. Katılımcıların %64,6'sı (n=64), daha önce bir afet yaşamış olup, %87,9'u (n=87) daha önce bir afet durumunda gönüllü olarak görev almamıştır. Ayrıca çalışmaya katılanların %68,7'si (n=68), daha önce afetler hakkında eğitim almıştır. Çalışma sonucunda, toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin AHBÖ toplam puan ortalaması 34,3±5,46 olarak bulunmuştur. Ölçek alt boyutlarından aldıkları ortalama puanlar afet fiziksel koruma alt boyutu için 12,6±2,33, afet planlama alt boyutu için 7,89±1,82, afet yardım alt boyutu için 8,92±1,35, afet uyarı ve sinyaller alt boyutu için 4,92±1,18 bulunmuştur. Mevcut çalışmaya katılan bireylerin cinsiyet, gelir durumu, daha önce afette gönüllü olarak görev alma durumu ve afet eğitimi almalarına göre toplam AHBÖ ölçek puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Ancak yaş, medeni durum, çocuk sayısı, eğitim düzeyi ve afet yaşama durumları için toplam AHBÖ ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı istatistiksel fark bulunamamıştır (p>0,05). AHBÖ alt boyutları arasında yapılan korelasyon analizinde, tüm alt boyutlar arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Yapılan araştırmanın sonuçları, toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin afet hazırbulunuşluk düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu görülmektedir. Mevcut çalışma; toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin farkındalık düzeylerinin artırılması, eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesine yönelik bilimsel öneriler sunmaktadır. Çalışma bulguları toplu beslenme sistemlerinde çalışan bireylerin afet hazırbulunuşluk düzeylerinin geliştirilmesine yönelik eğitim planlamalarının, uygulamaya dayalı öğrenme yaklaşımlarının ve kurumsal destek mekanizmalarının önemini vurgulamaktadır.Item type:Publication, Access status: Open Access , Diyabetik retinopatide inflamatuar bir belirteç olarak suPAR: OKT korelasyonları ve klinik sonuçları/ SuPAR as an inflammatory biomarker in diabetic retinopathy: OCT correlations and clinical outcomes ;UZUN, BÜŞRAELBAY, AHMETAmaç: Bu çalışmanın amacı, diyabetik retinopatili (DRP) hastalarda serum soluble ürokinaz plazminojen aktivatör reseptörü (suPAR) düzeylerini ölçmek ve retinopati olmayan diyabetes mellitus hastaları (DM) ve sağlıklı gönüllülerin serum düzeyleri ile karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Şubat–Nisan 2026 tarihleri arasında yürütülen bu kesitsel çalışmaya toplam 156 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar; DRP'li hastalar (n=52), DM'li hastalar (n=58) ve sağlıklı kontroller (n=53) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Tüm katılımcılarda serum suPAR, IL-1β, VEGF, CRP ve HbA1c düzeyleri ölçüldü; OKT ile santral maküla kalınlığı (SMK) ve koroid vasküler indeksi (KVİ) değerlendirildi. İstatistiksel analizde Kruskal-Wallis, One-Way ANOVA, Spearman korelasyonu ve çok değişkenli lineer regresyon yöntemleri kullanıldı. Bulgular: Serum suPAR düzeyleri DRP grubunda (medyan: 11,11 ng/mL), hem DM grubuna (7,69 ng/mL) hem de kontrol grubuna (6,62 ng/mL) kıyasla istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı biçimde yüksek bulundu (p<0,001). suPAR; IL-1β (rs=0,496), VEGF (rs=0,509), HbA1c (rs=0,450) ve SMK (rs=0,222) ile anlamlı pozitif korelasyon gösterdi. Çok değişkenli lineer regresyon analizinde DRP varlığı (β=0,492, p<0,001), IL-1β (β=0,375, p<0,001) ve VEGF (β=0,173, p=0,034), suPAR'ın bağımsız belirleyicileri olarak saptandı ve bu üç değişken birlikte suPAR varyansının %62,6'sını açıkladı. CRP her iki diyabetik grupta yüksek olmakla birlikte DRP ile DM grupları arasında ayrım yapamadı (p=0,541). KVİ gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi (p=0,972). Sonuç: Bu çalışma, suPAR'ın diyabetik retinopatide demografik, klinik ve biyokimyasal değişkenlerden bağımsız olarak yükselebildiğini; inflamatuvar (IL-1β) ve anjiyojenik (VEGF) süreçlerle güçlü korelasyon sergilediğini ortaya koymaktadır. suPAR, retinopatisi olmayan diyabetik bireylerden retinal mikrovasküler tutulumu olanları ayırt edebilme kapasitesiyle CRP'ye kıyasla daha özgül bir biyobelirteç adayı olarak öne çıkmaktadır. Bu bulguların prospektif ve daha geniş örneklemli çalışmalarla doğrulanması, suPAR'ın klinik izlemdeki rolünün belirlenmesi açısından gereklidir. Anahtar Kelimeler: suPAR, diyabetik retinopati, diyabetik maküler ödem, inflamatuvar biyobelirteç, VEGF, IL-1β, optik koherens tomografi, santral maküla kalınlığıItem type:Publication, Access status: Open Access , Enfeksiyon hastalıkları servisinde klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi/ Evaluation of clinical pharmacy services in the infectious diseases ward ;YUSUF, EDANURİZZETTİN, FİKRET VEHBİEnfeksiyon hastalıkları servisinde yatan hastalarda polifarmasi, komorbidite, antimikrobiyal tedavi kullanımı, böbrek fonksiyon değişiklikleri ve bakım geçişleri nedeniyle ilaç ile ilişkili sorunların (İLİS) sık görülebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma ile enfeksiyon hastalıkları servisinde klinik eczacılık hizmetlerinin İLİS'lerin tespit edilmesi, önlenmesi ve azaltılması üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, prospektif randomize kontrollü bir çalışma olarak iki grup şeklinde tasarlanmıştır. Çalışma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Servisi'nde Kasım 2024-Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Klinik eczacı tarafından kontrol grubundaki hastalar gözlemsel olarak izlenmiş, müdahale grubunda ise hastalara ilaç uzlaşısı yapılmış, günlük servis vizitlerine katılım sağlanmış, ilaç tedavileri değerlendirilmiş ve klinik açıdan anlamlı görülen İLİS'lere yönelik hekimlere önerilerde bulunulmuştur. İLİS sınıflandırması PCNE V9.1'e göre yapılmıştır. Çalışmaya toplam 206 hasta dahil edilmiş olup kontrol ve müdahale gruplarında 103'er hasta yer almıştır. Kontrol ve müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması sırasıyla 67,69±14,41 ve 69,27±14,18 yıl olarak bulunmuştur. Her iki grupta da hipertansiyon, diabetes mellitus, koroner arter hastalığı ve kronik böbrek hastalığı en sık görülen komorbiditeler arasında yer almıştır. Kontrol grubunda 581, müdahale grubunda 459 İLİS tespit edilmiştir. Klinik eczacı müdahalesi sonrasında toplam İLİS sayısı 106'ya düşmüş, hasta başına ortalama İLİS sayısı 4,46±3,88'den 1,03±1,20'ye gerilemiştir. İLİS saptanan hasta oranı ise %94,2'den %47,6'ya düşmüştür. Müdahale grubunda en sık tespit edilen sorun tedavi güvenliliği ile ilişkili bulunmuş; bunu tedavi etkililiği ve diğer sorunlar izlemiştir. Başlıca İLİS nedenleri ilaç seçimi ve doz seçimi ile ilişkili sorunlar olmuştur. Klinik eczacı müdahalesi sonrasında renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS sayısı 72'den 0'a, antimikrobiyal ilaçlarla ilişkili İLİS sayısı 93'ten 16'ya, antitrombotik ilaçlarla ilişkili İLİS sayısı 81'den 7'ye ve diğer ilaç gruplarıyla ilişkili İLİS sayısı 205'ten 21'e gerilemiştir. Antidiyabetik ilaçlarla ilişkili İLİS sayısı ise 80'den 61'e düşmüştür. Müdahale grubunda klinik eczacı tarafından 363 öneride bulunulmuş ve bu önerilerin 353'ü (%97,2) hekimler tarafından kabul edilmiştir. Çalışmamızda enfeksiyon hastalıkları servisinde yatan hastalarda İLİS yükünün yüksek olduğu görülmüştür. Klinik eczacı tarafından gerçekleştirilen ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi, renal doz optimizasyonu, ilaç etkileşimi değerlendirmesi ve hekimlere sunulan öneriler sonucunda İLİS sayısında belirgin azalma sağlanmıştır. Bu sonuçlar, klinik eczacının enfeksiyon hastalıkları servisinde sağlık ekibine aktif olarak dahil edilmesinin ilaç güvenliğini artırabileceğini, tedavi sürecinin daha etkili yönetilmesine katkı sağlayabileceğini ve klinik eczacılık hizmetlerinin hastane servislerinde yaygınlaştırılmasının hasta bakım kalitesini güçlendirebileceğini göstermektedir.Item type:Publication, Access status: Open Access , Yoğun bakım ünitesinde klinik eczacılık hizmetlerinin etkisinin değerlendirilmesi Evaluation of the impact of clinical pharmacy services in the intensive care unit ;YILMAZ, HALİMEİZZETTİN, FİKRET VEHBİYoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalar; polifarmasi, organ disfonksiyonu ve hızla değişen farmakokinetik/farmakodinamik profiller nedeniyle ilaçla ilişkili sorunlara (İLİS) özellikle yatkındır. Bu tez çalışması ile, Bezmialem Vakıf Üniversite Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi'nde klinik eczacılık hizmetlerinin etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Ocak 2025–Ocak 2026 tarihleri arasında yürütülmüş prospektif, tek merkezli ve ardışık dönemli bir çalışmadır. Kontrol dönemine 86, müdahale dönemine 86 olmak üzere toplam 172 erişkin hasta dahil edilmiştir. Kontrol döneminde klinik eczacı günlük vizitlere katılmış ancak aktif öneride bulunmamış; müdahale döneminde ise klinik eczacı günlük vizitlere katılarak ilaçları sistematik olarak gözden geçirmiştir. Tespit edilen İLİS'ler PCNE v9.1 ile sınıflandırılmış ve müdahale döneminde hekimlere öneriler sunulmuştur. Başlangıçta, kontrol grubundaki tüm hastalarda ve müdahale grubundaki tüm hastalarda en az bir İLİS saptanmıştır. Toplam İLİS sayısı kontrol grubunda 500, müdahale grubunda başlangıç değerlendirmesinde 576 olarak bulunmuş; hasta başına düşen İLİS sayısı açısından gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir (5,81 ± 3,23 ve 6,66 ± 3,31; p≥0,05). Klinik eczacı müdahalesi sonrasında müdahale grubunda en az bir çözümlenmemiş İLİS bulunan hasta oranı %100'den %87,2'ye gerilemiş; çözümlenmemiş İLİS sayısı 234'e düşmüş ve hasta başına İLİS yükü 2,72 ± 2,75'e gerilemiştir (p<0,001). Müdahale önerisi sunulan 471 İLİS'in 445'i (%94,48) kabul edilmiş; bunların 338'i (%71,76) tamamen uygulanmıştır. Müdahale grubunda renal disfonksiyonla ilişkili antimikrobiyal doz ayarı gerektiren İLİS sayısı 91'den 0'a düşmüş; bunun 33'ü CRRT ilişkili, 58'i GFR ilişkili sorunlardan oluşmuştur (her ikisi için de p<0,001). CRRT ile ilişkili sorunlarda en sık etken maddeler meropenem, kolistin, vankomisin ve flukonazol olarak öne çıkmıştır. Ayrıca müdahale grubunda klinik açıdan anlamlı ilaç-ilaç etkileşimi sayısı 11'den 4'e gerilemiş ve bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,016). Sonuç olarak, yoğun bakım ekibine entegre klinik eczacılık hizmetlerinin, ilaç güvenliğini arttırabileceğini ve İLİS yükünü azaltarak akılcı ilaç kullanımını destekleyebileceğini göstermektedir.Item type:Publication, Access status: Open Access , Dış kulak yolu kanamasını azaltmaya yönelik tek kanatlı miringotomi bıçağının standart çift kanatlı miringotomi bıçağı ile karşılaştırılması/ Comparison of a single-wing myringotomy knife and a standard double-wing myringotomy knife in reducing external auditory canal skin trauma ;NURSOY, ESATÖZTURAN, ORHANTürkçe Özet Amaç Bu çalışmanın amacı, tek kanatlı miringotomi bıçağının, standart miringotomi bıçağına kıyasla ventilasyon tüpü cerrahisi sırasında oluşabilecek dış kulak yolu cildi travması ve kanamasını azaltmadaki etkinliğini değerlendirmek ve dış kulak yolu anatomisinin cerrahi sonuçlar üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmanın hipotezi, tek kanatlı miringotomi bıçağının intraoperatif dış kulak yolu kanamasını azaltarak cerrahi güvenliği artıracağı yönündedir. Yöntem Bu prospektif klinik çalışmaya, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim dalında Mart 2024–Ağustos 2026 tarihleri arasında bilateral ventilasyon tüpü uygulanması planlanan 100 pediatrik hasta (200 kulak) dahil edildi. Hastaların 100 kulağında standart miringotomi bıçağı, diğer 100 kulağında ise tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanıldı. Her kulakta dış kulak yolunun en dar vertikal ve horizontal çapları ölçüldü. İntraoperatif dış kulak yolu kanaması, operasyon süresi ve cerrahın deneyim süresi prospektif olarak kaydedildi. Çalışmanın primer ölçütü intraoperatif dış kulak yolu kanaması olarak belirlendi. Sekonder ölçütleri operasyon süresi, dış kulak yolu çapı ile operasyon süresi arasındaki ilişki ve cerrahi deneyim süresinin komplikasyonlar üzerine etkisi olarak değerlendirildi. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 29.0 yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi. Sürekli değişkenlerin gruplar arasındaki karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t-testi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ise uygun durumlarda Pearson ki-kare testi veya Fisher kesin testi kullanıldı. Bulgular Çalışmaya toplam 100 hasta ve 200 kulak dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 5 yıl 10 ay idi. Primer ölçütü olan intraoperatif dış kulak yolu kanaması toplam 13 kulakta (%6,5) görüldü. Standart miringotomi bıçağı kullanılan kulaklarda kanama oranı %12 iken, tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanılan kulaklarda bu oran %1 olarak bulundu ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,002). Kanama gelişen kulaklarda operasyon süresi anlamlı derecede daha uzun bulundu (4 dk 56 sn'ye karşı 2 dk 6 sn; p<0,001). Tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanılan grupta operasyon süresi daha kısa olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,380). Vertikal ve horizontal dış kulak yolu çapı ortalamanın altında olan kulaklarda operasyon süresi anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla p=0,004 ve p=0,005). Cerrahi deneyim süresi ile dış kulak yolu kanaması arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,770). Sonuç Tek kanatlı miringotomi bıçağı, standart miringotomi bıçağına kıyasla ventilasyon tüpü cerrahisi sırasında gelişen intraoperatif dış kulak yolu kanaması oranını anlamlı düzeyde azaltmıştır. Ayrıca dar dış kulak yolu anatomisinin operasyon süresini uzattığı, buna karşın cerrahi deneyim süresinin dış kulak yolu kanaması üzerinde belirgin bir etkisinin bulunmadığı gösterilmiştir. Tek kanatlı miringotomi bıçağı, mevcut cerrahi tekniği değiştirmeden uygulanabilen, dış kulak yolu cildine zarar vermeyerek ve kanamaya neden olmayarak cerrahi güvenliği artırabilen ve özellikle dar dış kulak yoluna sahip pediatrik hastalarda komplikasyonların azaltılmasına katkı sağlayabilecek pratik bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Tek kanatlı miringotomi bıçağı dış kulak yolu cildinde kanamaya neden olmadığı için ameliyat sonrası ventilasyon tüpünün koagulum ile tıkanması riskini de azaltmış olmaktadır. Bu bulguların daha geniş örneklemli ve çok merkezli prospektif çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.






