Welcome to the Bezmialem Academic Repository
Bezmialem Vakıf University's Institutional Academic Archive System aims to ensure that the scientific knowledge and research outputs produced by our university are made available openly and sustainably for the benefit of society and all stakeholders. Our university considers it a fundamental responsibility to contribute to the advancement of science and the dissemination of academic knowledge, in line with the principles of transparency and reliability. Within the system, various academic outputs, such as articles, theses, books, book chapters, reports, and presentations, are made accessible.

results
Discover
Communities in DSpace
Select a community to browse its collections.
- Research Outputs | PubMed | WoS | Scopus | TR Dizin
- Bezmialem Vakif University Publications
- Units and Persons
- Faculties / Institutes / Vocational School
Recent Submissions
Item type:Publication, Access status: Open Access , Enfeksiyon hastalıkları servisinde klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi/ Evaluation of clinical pharmacy services in the infectious diseases ward ;YUSUF, EDANURİZZETTİN, FİKRET VEHBİEnfeksiyon hastalıkları servisinde yatan hastalarda polifarmasi, komorbidite, antimikrobiyal tedavi kullanımı, böbrek fonksiyon değişiklikleri ve bakım geçişleri nedeniyle ilaç ile ilişkili sorunların (İLİS) sık görülebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma ile enfeksiyon hastalıkları servisinde klinik eczacılık hizmetlerinin İLİS'lerin tespit edilmesi, önlenmesi ve azaltılması üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, prospektif randomize kontrollü bir çalışma olarak iki grup şeklinde tasarlanmıştır. Çalışma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Servisi'nde Kasım 2024-Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Klinik eczacı tarafından kontrol grubundaki hastalar gözlemsel olarak izlenmiş, müdahale grubunda ise hastalara ilaç uzlaşısı yapılmış, günlük servis vizitlerine katılım sağlanmış, ilaç tedavileri değerlendirilmiş ve klinik açıdan anlamlı görülen İLİS'lere yönelik hekimlere önerilerde bulunulmuştur. İLİS sınıflandırması PCNE V9.1'e göre yapılmıştır. Çalışmaya toplam 206 hasta dahil edilmiş olup kontrol ve müdahale gruplarında 103'er hasta yer almıştır. Kontrol ve müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması sırasıyla 67,69±14,41 ve 69,27±14,18 yıl olarak bulunmuştur. Her iki grupta da hipertansiyon, diabetes mellitus, koroner arter hastalığı ve kronik böbrek hastalığı en sık görülen komorbiditeler arasında yer almıştır. Kontrol grubunda 581, müdahale grubunda 459 İLİS tespit edilmiştir. Klinik eczacı müdahalesi sonrasında toplam İLİS sayısı 106'ya düşmüş, hasta başına ortalama İLİS sayısı 4,46±3,88'den 1,03±1,20'ye gerilemiştir. İLİS saptanan hasta oranı ise %94,2'den %47,6'ya düşmüştür. Müdahale grubunda en sık tespit edilen sorun tedavi güvenliliği ile ilişkili bulunmuş; bunu tedavi etkililiği ve diğer sorunlar izlemiştir. Başlıca İLİS nedenleri ilaç seçimi ve doz seçimi ile ilişkili sorunlar olmuştur. Klinik eczacı müdahalesi sonrasında renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS sayısı 72'den 0'a, antimikrobiyal ilaçlarla ilişkili İLİS sayısı 93'ten 16'ya, antitrombotik ilaçlarla ilişkili İLİS sayısı 81'den 7'ye ve diğer ilaç gruplarıyla ilişkili İLİS sayısı 205'ten 21'e gerilemiştir. Antidiyabetik ilaçlarla ilişkili İLİS sayısı ise 80'den 61'e düşmüştür. Müdahale grubunda klinik eczacı tarafından 363 öneride bulunulmuş ve bu önerilerin 353'ü (%97,2) hekimler tarafından kabul edilmiştir. Çalışmamızda enfeksiyon hastalıkları servisinde yatan hastalarda İLİS yükünün yüksek olduğu görülmüştür. Klinik eczacı tarafından gerçekleştirilen ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi, renal doz optimizasyonu, ilaç etkileşimi değerlendirmesi ve hekimlere sunulan öneriler sonucunda İLİS sayısında belirgin azalma sağlanmıştır. Bu sonuçlar, klinik eczacının enfeksiyon hastalıkları servisinde sağlık ekibine aktif olarak dahil edilmesinin ilaç güvenliğini artırabileceğini, tedavi sürecinin daha etkili yönetilmesine katkı sağlayabileceğini ve klinik eczacılık hizmetlerinin hastane servislerinde yaygınlaştırılmasının hasta bakım kalitesini güçlendirebileceğini göstermektedir.Item type:Publication, Access status: Open Access , Yoğun bakım ünitesinde klinik eczacılık hizmetlerinin etkisinin değerlendirilmesi Evaluation of the impact of clinical pharmacy services in the intensive care unit ;YILMAZ, HALİMEİZZETTİN, FİKRET VEHBİYoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalar; polifarmasi, organ disfonksiyonu ve hızla değişen farmakokinetik/farmakodinamik profiller nedeniyle ilaçla ilişkili sorunlara (İLİS) özellikle yatkındır. Bu tez çalışması ile, Bezmialem Vakıf Üniversite Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi'nde klinik eczacılık hizmetlerinin etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Ocak 2025–Ocak 2026 tarihleri arasında yürütülmüş prospektif, tek merkezli ve ardışık dönemli bir çalışmadır. Kontrol dönemine 86, müdahale dönemine 86 olmak üzere toplam 172 erişkin hasta dahil edilmiştir. Kontrol döneminde klinik eczacı günlük vizitlere katılmış ancak aktif öneride bulunmamış; müdahale döneminde ise klinik eczacı günlük vizitlere katılarak ilaçları sistematik olarak gözden geçirmiştir. Tespit edilen İLİS'ler PCNE v9.1 ile sınıflandırılmış ve müdahale döneminde hekimlere öneriler sunulmuştur. Başlangıçta, kontrol grubundaki tüm hastalarda ve müdahale grubundaki tüm hastalarda en az bir İLİS saptanmıştır. Toplam İLİS sayısı kontrol grubunda 500, müdahale grubunda başlangıç değerlendirmesinde 576 olarak bulunmuş; hasta başına düşen İLİS sayısı açısından gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir (5,81 ± 3,23 ve 6,66 ± 3,31; p≥0,05). Klinik eczacı müdahalesi sonrasında müdahale grubunda en az bir çözümlenmemiş İLİS bulunan hasta oranı %100'den %87,2'ye gerilemiş; çözümlenmemiş İLİS sayısı 234'e düşmüş ve hasta başına İLİS yükü 2,72 ± 2,75'e gerilemiştir (p<0,001). Müdahale önerisi sunulan 471 İLİS'in 445'i (%94,48) kabul edilmiş; bunların 338'i (%71,76) tamamen uygulanmıştır. Müdahale grubunda renal disfonksiyonla ilişkili antimikrobiyal doz ayarı gerektiren İLİS sayısı 91'den 0'a düşmüş; bunun 33'ü CRRT ilişkili, 58'i GFR ilişkili sorunlardan oluşmuştur (her ikisi için de p<0,001). CRRT ile ilişkili sorunlarda en sık etken maddeler meropenem, kolistin, vankomisin ve flukonazol olarak öne çıkmıştır. Ayrıca müdahale grubunda klinik açıdan anlamlı ilaç-ilaç etkileşimi sayısı 11'den 4'e gerilemiş ve bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,016). Sonuç olarak, yoğun bakım ekibine entegre klinik eczacılık hizmetlerinin, ilaç güvenliğini arttırabileceğini ve İLİS yükünü azaltarak akılcı ilaç kullanımını destekleyebileceğini göstermektedir.Item type:Publication, Access status: Open Access , Dış kulak yolu kanamasını azaltmaya yönelik tek kanatlı miringotomi bıçağının standart çift kanatlı miringotomi bıçağı ile karşılaştırılması/ Comparison of a single-wing myringotomy knife and a standard double-wing myringotomy knife in reducing external auditory canal skin trauma ;NURSOY, ESATÖZTURAN, ORHANTürkçe Özet Amaç Bu çalışmanın amacı, tek kanatlı miringotomi bıçağının, standart miringotomi bıçağına kıyasla ventilasyon tüpü cerrahisi sırasında oluşabilecek dış kulak yolu cildi travması ve kanamasını azaltmadaki etkinliğini değerlendirmek ve dış kulak yolu anatomisinin cerrahi sonuçlar üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmanın hipotezi, tek kanatlı miringotomi bıçağının intraoperatif dış kulak yolu kanamasını azaltarak cerrahi güvenliği artıracağı yönündedir. Yöntem Bu prospektif klinik çalışmaya, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim dalında Mart 2024–Ağustos 2026 tarihleri arasında bilateral ventilasyon tüpü uygulanması planlanan 100 pediatrik hasta (200 kulak) dahil edildi. Hastaların 100 kulağında standart miringotomi bıçağı, diğer 100 kulağında ise tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanıldı. Her kulakta dış kulak yolunun en dar vertikal ve horizontal çapları ölçüldü. İntraoperatif dış kulak yolu kanaması, operasyon süresi ve cerrahın deneyim süresi prospektif olarak kaydedildi. Çalışmanın primer ölçütü intraoperatif dış kulak yolu kanaması olarak belirlendi. Sekonder ölçütleri operasyon süresi, dış kulak yolu çapı ile operasyon süresi arasındaki ilişki ve cerrahi deneyim süresinin komplikasyonlar üzerine etkisi olarak değerlendirildi. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 29.0 yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi. Sürekli değişkenlerin gruplar arasındaki karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t-testi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ise uygun durumlarda Pearson ki-kare testi veya Fisher kesin testi kullanıldı. Bulgular Çalışmaya toplam 100 hasta ve 200 kulak dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 5 yıl 10 ay idi. Primer ölçütü olan intraoperatif dış kulak yolu kanaması toplam 13 kulakta (%6,5) görüldü. Standart miringotomi bıçağı kullanılan kulaklarda kanama oranı %12 iken, tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanılan kulaklarda bu oran %1 olarak bulundu ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,002). Kanama gelişen kulaklarda operasyon süresi anlamlı derecede daha uzun bulundu (4 dk 56 sn'ye karşı 2 dk 6 sn; p<0,001). Tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanılan grupta operasyon süresi daha kısa olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,380). Vertikal ve horizontal dış kulak yolu çapı ortalamanın altında olan kulaklarda operasyon süresi anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla p=0,004 ve p=0,005). Cerrahi deneyim süresi ile dış kulak yolu kanaması arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,770). Sonuç Tek kanatlı miringotomi bıçağı, standart miringotomi bıçağına kıyasla ventilasyon tüpü cerrahisi sırasında gelişen intraoperatif dış kulak yolu kanaması oranını anlamlı düzeyde azaltmıştır. Ayrıca dar dış kulak yolu anatomisinin operasyon süresini uzattığı, buna karşın cerrahi deneyim süresinin dış kulak yolu kanaması üzerinde belirgin bir etkisinin bulunmadığı gösterilmiştir. Tek kanatlı miringotomi bıçağı, mevcut cerrahi tekniği değiştirmeden uygulanabilen, dış kulak yolu cildine zarar vermeyerek ve kanamaya neden olmayarak cerrahi güvenliği artırabilen ve özellikle dar dış kulak yoluna sahip pediatrik hastalarda komplikasyonların azaltılmasına katkı sağlayabilecek pratik bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Tek kanatlı miringotomi bıçağı dış kulak yolu cildinde kanamaya neden olmadığı için ameliyat sonrası ventilasyon tüpünün koagulum ile tıkanması riskini de azaltmış olmaktadır. Bu bulguların daha geniş örneklemli ve çok merkezli prospektif çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Item type:Publication, Access status: Open Access , Yaşlılarda antikolinerjik ilaç yükünün Alzheimer hastalığı ve Lewy cisimcikli demansta mortaliteye etkisi/ The impact of anticholinergic drug burden on mortality in older adults with Alzheimer's disease and dementia with Lewy bodies ;TABAKOĞLU, CANBERKSOYSAL , PINARAmaç: Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) ve Lewy cisimcikli demans (LCD) tanılı yaşlı bireylerde Drug Burden Index (DBI) ile hesaplanan antikolinerjik ve sedatif ilaç yükünün mortalite ve kapsamlı geriatrik değerlendirme parametreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif kohort çalışmaya, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Geriatri Polikliniği'nde takip edilen 65 yaş ve üzeri AH ve LCD tanılı hastalar dahil edildi. Kapsamlı geriatrik değerlendirme kapsamında bilişsel durum Mini Mental Durum Değerlendirme Testi (MMSE) ve Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), fonksiyonel durum Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Lawton-Brody Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri ölçekleri, beslenme durumu Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA), sarkopeni riski SARC-F ve denge-yürüme performansı Tinetti ile Timed Up and Go testleri kullanılarak değerlendirildi. Antikolinerjik ve sedatif etkiye sahip ilaçlara maruz kalma düzeyini niceliksel olarak değerlendiren Drug Burden Index (DBI) ile hastalar yük yok, düşük yük ve yüksek yük gruplarına ayrıldı. Birincil sonlanım noktası tüm nedenlere bağlı mortalite olarak belirlendi. Bulgular: Çalışmaya toplam 392 hasta dahil edildi; bunların 270'i (%68,9) AH ve 122'si (%31,1) LCD tanılıydı. Hastaların ortalama yaşı 85,17±7,01 yıl olup katılımcıların %74,7'si kadındı. AH grubunda artan antikolinerjik yük; daha yüksek sarkopeni riski (SARC-F, p=0,009), artmış fonksiyonel bağımlılık (Barthel, p=0,007), bozulmuş denge ve yürüme performansı (Tinetti, p=0,049) ve kötüleşmiş beslenme durumu (MNA, p=0,036) ile ilişkili bulundu. Buna karşın bilişsel durum (MMSE), depresif belirtiler (GDS) ve düşme öyküsü açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. LCD grubunda ise antikolinerjik yük ile geriatrik değerlendirme parametreleri arasında anlamlı ilişki izlenmedi. Tüm örneklemde ortalama sağkalım süresi 47,07 ay (SE=1,54; %95 GA: 40,90–57,10) olarak bulundu. AH hastalarında ortalama sağkalım süresi 50,10 ay (SE=1,85; %95 GA: 43,62–68,38), LCD hastalarında ise 40,22 ay (SE=2,62; %95 GA: 20,84–51,16) olup LCD grubunda sağkalım anlamlı olarak daha kısa bulundu (log-rank p=0,003). Antikolinerjik ilaç yükü ile sağkalım arasında ne AH grubunda (p=0,147) ne de LCD grubunda (p=0,943) anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: DBI ile hesaplanan antikolinerjik ve sedatif ilaç yükü, Alzheimer hastalığı ve Lewy cisimcikli demansta mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. Bununla birlikte özellikle Alzheimer hastalarında yüksek antikolinerjik yük; kırılganlık, sarkopeni riski, fonksiyonel bağımlılık, denge-yürüme performansında bozulma ve malnütrisyon ile ilişkilidir. Buna karşılık Lewy cisimcikli demans hastalarında antikolinerjik yük ile ne mortalite ne de geriatrik değerlendirme parametreleri arasında anlamlı ilişki gösterilememiştir. Lewy cisimcikli demanslı hastalarda sağkalım Alzheimer hastalarına göre belirgin olarak daha kısa olmasına rağmen, antikolinerjik yük bu farklılığı açıklamamaktadır. Bu bulgular, demanslı yaşlı bireylerde antikolinerjik ilaç yükünün mortaliteden çok fonksiyonel ve nutrisyonel sonuçlar üzerinde klinik önem xiv taşıdığını düşündürmekte ve düzenli ilaç gözden geçirme stratejilerinin gerekliliğini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Alzheimer Hastalığı, Lewy Cisimcikli Demans, Antikolinerjik Yük, Drug Burden Index, Mortalite, Kapsamlı Geriatrik DeğerlendirmeItem type:Publication, Access status: Open Access , Metastatik mide kanserinde gastrektominin sağkalıma etkisi / The effect of gastrectomy on survival in metastatic gastric cancer ;BEYDİLLİ, SATI BETÜLTÜRK, HACI MEHMETMetastatik mide kanseri, yüksek mortalite ile seyreden ve tedavisinin temelini sistemik tedavinin oluşturduğu malignitelerden biridir. Bununla birlikte, primer tümöre yönelik gastrektominin bu hasta grubundaki yeri ve genel sağkalıma olası katkısı ise tartışmalıdır. Gastrektomi, kanama, obstrüksiyon veya perforasyon gibi tümöre bağlı komplikasyonların kontrolü amacıyla palyatif olarak uygulanabilmekte; tümör yükünün azaltılması yoluyla sağkalım üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği de öne sürülmektedir. Ancak cerrahi uygulanan hastaların çoğunlukla daha iyi performans durumu, daha düşük komorbidite yükü ve daha uygun klinik özelliklere sahip seçilmiş bir grubu oluşturması, retrospektif çalışmalarda seçim yanlılığı olasılığını gündeme getirmektedir. Bu nedenle gastrektominin sağkalım üzerindeki olası etkisinin, hastaların klinik ve prognostik özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, metastatik mide kanseri tanılı hastalarda gastrektomi uygulanmasının, yalnızca sistemik tedavi alan hastalarla karşılaştırıldığında genel sağkalım ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM Bu retrospektif kohort çalışmasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Medikal Onkoloji Kliniği'nde 2013–2025 yılları arasında takip ve tedavisi yürütülmüş 755 hastanın sistem ve dosya arşivi incelenmiş; önceden belirlenen dahil etme ve dışlama kriterlerini karşılayan metastatik mide adenokarsinomu tanılı 247 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın birincil sonlanım noktası genel sağkalım olarak belirlenmiştir. Genel sağkalım, tanı tarihinden ölüm tarihine veya son kontrol tarihine kadar geçen süre ay olarak hesaplanmış; ölüm olayı gerçekleşmeyen hastalar son kontrol tarihinde sansürlenmiştir. Sağkalım analizleri Kaplan–Meier yöntemi ile gerçekleştirilmiş ve gruplar log-rank testi ile karşılaştırılmıştır. Gastrektomi ile genel sağkalım arasındaki ilişki; yaş, cinsiyet, ECOG performans durumu, Charlson komorbidite indeksi, metastaz bölgesi, prognostik nutrisyonel indeks, sistemik immün-inflamasyon indeksi ve HER2 durumu gibi klinik ve prognostik değişkenler için ayarlanmış Cox regresyon modelleri ile değerlendirilmiş; cerrahi zamanlaması ve hasta seçimine bağlı olası yanlılıkları incelemek amacıyla zaman-bağımlı Cox, 3. ay landmark ve eğilim skoru temelli duyarlılık analizleri uygulanmıştır. BULGULAR Çalışmaya dahil edilen 247 hastanın 85'ine gastrektomi, 162'sine yalnızca sistemik tedavi uygulandı. İzlem sürecinde 228 ölüm gerçekleşti; 19 hasta son takip tarihinde sağ veya sansürlü idi. Ana Kaplan–Meier analizinde medyan genel sağkalım gastrektomi grubunda 20,8 ay (%95 GA: 16,7–28,4), yalnızca sistemik tedavi grubunda ise 9,7 ay (%95 GA: 8,2–11,0) olarak saptandı. Gastrektomi grubunda 12 ve 24 aylık genel sağkalım oranları sırasıyla %82,2 ve %44,4 iken, yalnızca sistemik tedavi grubunda bu oranlar sırasıyla %38,9 ve %12,5 idi (log-rank p<0,001). Tek değişkenli analizde gastrektomi daha uzun genel sağkalım ile ilişkili bulundu (HR: 0,34; %95 GA: 0,25–0,46; p<0,001). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde yaş, xv cinsiyet, ECOG performans durumu, Charlson komorbidite indeksi, başlangıç AJCC evre IV durumu, metastaz bölgesi, prognostik nutrisyonel indeks, sistemik immün- inflamasyon indeksi ve HER2 durumu için düzeltme sonrasında gastrektomi uygulanması daha uzun genel sağkalım ile ilişkili kaldı (HR: 0,39; %95 GA: 0,22– 0,68; p<0,001). Bu ilişkinin yönü metastaz tarihinden itibaren yapılan analizde (ayarlı HR: 0,41; %95 GA: 0,30–0,57; p<0,001), üç aylık landmark analizinde (HR: 0,56; %95 GA: 0,40– 0,78; p=0,001), zaman-bağımlı Cox modelinde (HR: 0,57; %95 GA: 0,35–0,91; p=0,018), başlangıç AJCC evre IV hastalarla sınırlı analizde (HR: 0,32; %95 GA: 0,17–0,62; p<0,001) ve eğilim skoru kovaryat ayarlı analizde (HR: 0,51; %95 GA: 0,32–0,81; p=0,005) korundu. Kısıtlanmış ortalama sağkalım süresi analizinde, gastrektomi grubunda yalnızca sistemik tedavi alan hastalara kıyasla 24 ve 36 aylık zaman sınırlarında sırasıyla 7,1 ve 10,4 aylık sağkalım farkı saptanmıştır (her iki analiz için p<0,001). SONUÇ Bu retrospektif kohort çalışmasında, metastatik mide kanseri tanılı hastalarda gastrektomi uygulanması, yalnızca sistemik tedavi alan hastalara kıyasla daha uzun genel sağkalım ile ilişkili bulunmuştur. Bu ilişkinin, klinik ve prognostik değişkenler için yapılan çok değişkenli düzeltme sonrasında ve farklı duyarlılık analizlerinde tutarlı biçimde sürmesi, bulgunun istatistiksel sağlamlığını desteklemektedir. Bununla birlikte, retrospektif tasarımın doğası gereği gruplar arasındaki başlangıç klinik özellikleri ve tedavi seçimine ilişkin belirgin farklılıklar tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Ölçülmeyen ya da mevcut modellerde yeterince kontrol edilemeyen potansiyel değişkenlerin sonuçlar üzerindeki etkisi dışlanamayacağından, elde edilen bulgular gastrektominin nedensel bir sağkalım avantajı sağladığının kanıtı olarak değerlendirilmemelidir. Bulgular, bu hasta kohortunda gastrektomi uygulanması ile daha uzun genel sağkalım arasında, ölçülen klinik ve prognostik değişkenler için yapılan ayarlama sonrasında da devam eden gözlemsel bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Bu bulgular, metastatik mide kanserinde cerrahi kararının hasta seçimini, performans durumunu, hastalık yükünü, sistemik tedaviye yanıtı ve cerrahi riskleri birlikte değerlendirilerek multidisipliner biçimde ele alınması gerektiğini düşündürmektedir. Cerrahi morbidite, semptomatik yarar, yaşam kalitesi ve sistemik tedavinin zamanlamasını birlikte değerlendirecek prospektif kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Metastatik mide kanseri, gastrektomi, sağkalım, retrospektif çalışma






