Welcome to the Bezmialem Academic Repository


Bezmialem Vakıf University's Institutional Academic Archive System aims to ensure that the scientific knowledge and research outputs produced by our university are made available openly and sustainably for the benefit of society and all stakeholders. Our university considers it a fundamental responsibility to contribute to the advancement of science and the dissemination of academic knowledge, in line with the principles of transparency and reliability. Within the system, various academic outputs, such as articles, theses, books, book chapters, reports, and presentations, are made accessible.


Supported by ©SelenSoft Yazılım


By Access Status

bezmialem handle.net
base
opendoar
roar
roar
handle.net


Communities in DSpace

Select a community to browse its collections.

Now showing 1 - 5 of 8

Recent Submissions

  • Item type:Publication,
    Benign prostat hiperplazisinin cerrahi tedavisinde transvezikal prostatektomi, plazmakinetik transuretral prostat rezeksiyonu ve diode lazer prostat vaporizasyonunun sonuçlarının karşılaştırılması Comparison of diode laser vaporisation of prostate, plasmakinetic turp and tvp (Transvesical prostatectomy): Short-term results
    ERDEM, MEHMET REMZİ
    ;
    ARMAĞAN, ABDULLAH
    AMAÇ: Çalışmanın amacı, plazmakinetik TURP, diod lazer prostat vaporizasyonu ve transvezikal prostatektomi sonuçlarını üriner, erektil fonsiyonlar ve yaşam kalitesi açısından karşılaştırmaktır.MATERYAL VE METOD: Benign prostat hiperplazisi tanılı, çalışmaya dahil edilen toplam 136 hasta plazmakinetik TURP (Grup 1), DLPV (Grup 2), ve TVP (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Operasyonla ilgili tüm bilgiler ve komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif 3. ayda bütün hastalar, IPSS, üroflowmetre, IIEF ve yaşam kalitesi açısından yeniden değerlendirildi. Erektil fonksiyonların karşılaştırmalı değerlendirmesi operasyon öncesi sondalı olmayan düzenli cinsel yaşamı olan 102 hastada yapıldı. IPSS değerleri de yine bu 102 sondasız hasta için preoperatif ve postoperatif dönemde değerlendirilip karşılaştırıldı.BULGULAR: Ortalama hasta yaşı sırasıyla Grup 1'de 65.9 ± 6,6 (51-80), grup 2'de 65.5 ± 9.2 (50-78) ve Grup 3'te 69.03±6.7 (56-79) idi. Preoperatif ve postoperative IIEF değerlerindeki farklar gruplar arasında kıyas edildiğinde istatistiksel anlamlı bir farklılık bulunamadı (p:0,181). Diğer yandan, IPSS, Qmax ve Qort'da tüm gruplar anlamlı iyileşme göstermiştir. IPSS değerlerinin preoperative ve postoperative farkı açısından 3 grup karşılaştırıldığında sırasıyla grup 1'de 16.36±4.5, grup 2'de 16.63±5.6 ve grup 3'te 18.06±5.1 olarak bulundu(p: 0,164). Hematokritteki düşüş diğer gruplarla karşılaştırıldığında diod lazer grubunda daha düşüktü. (hematokrit farkı: 2,02±3,40, p: <0,0001). Ayrıca postoperatif IPSS değeri de grup 2'de diğer gruplardan fazla idi (p: 0,013). Fakat derin doku nekroz özelliğine bağlı irritatif semptomlar diod lazer yapılan hastaların postoperatif dönemde yüksek IPSS değerlerine sahip olmalarına neden oluyor (p: 0,013). IIEF açısından ise teknikler arası bir fark yoktur.SONUÇLAR: Gruplar karşılaştırıldığında TVP, Qmax, Qort ve IPSS değerleri açısından en iyi iyileşmeyi sağlayan gruptu. Plazmakinetik ise operasyon süresi açısından en kısa süreye sahip teknikti. Diod lazer ise özellikle antikoagulan kullanan veya kanama diyatezi öyküsü olan hastalarda diğer gruplara göre daha az kanamaya neden olduğundan daha avantajlı bir yöntemdir. TVP'deki PSA düşüşü diğer gruplarla karşılaştırıldığında daha fazladır ve bu da özellikle TURP'daki radikal rezeksiyon konseptinin gerçekci olmadığını göstermektedir.
  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    Fibromiyalji sendromunda hasta eğitiminin fonksiyonel durum,depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
    AŞIK, HATİCE KÜBRA
    ;
    GÜLER, MUSTAFA
    ÖZET Fibromyalji sendromu (FMS), yaygın vücut ağrıları ve halsizlikle kendini gösteren kronik ağrı sendromudur. Tedavisinde ilaç ve ilaç dışı çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Randomize kontrollü çalışmamızda FMS'da hasta eğitimi ve ev egzersiz tedavisinin ağrı, yorgunluk ,fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu amaçla American college of Rheumatology (ACR) tanı kriterlerine göre FMS tanısı konulan, 18-60 yaş arası hastalar rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. 1. gruba (n=26) ev egzersiz proogramı , 2. Gruba (n=24) hasta eğitimi ve ev egzersiz programı uygulandı. Olgular tedavi öncesi ve tedavi bitiminden 8 hafta sonra ağrı ve yorgunluk açısından VAS, depresyon açısından BDÖ, fonksiyonel değerlendirme açısından FIQ ve yaşam kalitesi açısından NSP ile değerlendirildiler. Günümüzde FMS tedavisinde kabul edilmiş ortak bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Biz bu çalışmamızda hasta eğitimi ve ev egzersiz tedavisinin FMS üzerine olan etkisini inceledik. Çalışmanın sonucunda hasta eğitimi verilen grupta ağrı, yorgunluk , fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme saptadık. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji Sendromu, hasta eğitimi, ev egzersiz programı
  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    Açık teknik septorinoplasti yapılan hastalarda estetik sonuçların değerlendirilmesi Evaluation of aesthetic outcomes in open technique septorhinoplasty patients
    KOCAGÖZ, GAMZE DİDEM
    ;
    ÖZTURAN, ORHAN
    Bu çalışma açık teknik septorinoplasti yapılan hastaların, preoperatif ve postoperatif fasiyal analizlerini Rhinobase programı kullanarak karşılaştırmak, cilt ve insizyon tipinin postoperatif kolumellar skar oluşumu üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Ocak 2007- Ocak 2011 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kulak-Burun-Boğaz Kliniği ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda, burundan nefes alma güçlüğü ve nazal deformite nedeniyle açık septorinoplasti uygulanan 35 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların 7'si (%20) kadın, 28'i (%80) erkektir. Olguların yaşları 18 ile 61 yıl arasında değişmekte olup, ortalama yaş 31,37±10,95 yıldır. Olguların takip süresi 6 ay ile 30 ay arasında değişmekte olup, ortalama takip süresi 9,97±5,95 aydır.Olguların preoperatif ve postoperatif fotogrametrik fasiyal analizleri Rhinobase programı kullanarak yapıldı. Fasiyal analizde nazofrontal açı (NFA), nazolabial açı (NLA), tip projeksiyonu ve kolumella-lobül oranları ölçüldü. Bu değerler cinsiyetler arasında farklılık gösterdiği için kadın ve erkek olgular kendi içlerinde değerlendirildi. Postoperatif insizyon skarı `The Stony Brook Scar Evaluation Scale'e göre, cilt tipi `Fitzpatrick skin type classification'a göre belirlendi. Cilt ve insizyon tipi ile skar oluşumu arasındaki ilişki değerlendirildi.Verilerin İstatistiksel analizleri için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007&PASS (Power Analysis and Sample Size) 2008 Statistical Software (Utah, USA) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, frekans, oran) yanısıra verilerin karşılaştırılmasında Paired Samples t test ve Ki-Kare test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.Kadın olgularda preoperatif ortalama, NFA, NLA, tip projeksiyonu ve kolumella-lobül oranına göre, postoperatif değerlerde normal fasiyal değerlere yakın sonuçlar elde edilmiştir. Ancak olgu sayısı az olduğundan istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmamıştır. Erkek olgularda preoperatif ortalama, NFA, NLA, tip projeksiyonuna göre, postoperatif değerlerde istatistiksel olarak anlamlı şekilde artış saptanmıştır (p<0,01).Tüm olguların kolumellar skarları Stony Brook Skar Skalasına göre incelendiğinde; 3 (%8,6) olguda 1/5; 2 (%5,7) olguda 2/5; 4 (%11,4) olguda 3/5; 4 (%11,4) olguda 4/5 ve 22 (62,9) olguda 5/5 olduğu görülmektedir. Olguların %54,3'üne (n=19) `ters v' insizyonu; %45,7'sine (n=16) `v' insizyonu yapılmıştır. Tüm olguların Fitzpatrick cilt tipi sınıflamasına göre cilt tipleri değerlendirildiğinde; Tip 2 olan 2 (%5,7) olgu; Tip 3 olan 19 (%54,3) olgu; Tip 4 olan 14 (%40) olgu bulunmaktadır. Tüm olguların cilt tipi ve insizyon çeşidiyle Stony Brook skar skalası sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0,05).Sonuç olarak, başarılı bir septorinoplasti ameliyatının ilk ve önemli adımı preoperatif fasiyal analizdir. Preoperatif analizde hastanın kendi etnik kökeni ve fasiyal harmonisi dikkate alınmalıdır. Ayrıca her rinoplasti cerrahının, uyguladığı tekniklerin sonuçlarını takip etmek için preoperatif ve postoperatif fasiyal analiz yapabilmesi ve bunu arşivleyebilmesi gerektiğine inanmaktayız. Biz kolumellar skar dokusunda başarılı sonuçlar elde etmek için, kesinin aşırı gerginlik olmadan, dikkatli ve titiz kapatılmasının yeterli olacağını düşünmekteyiz.
  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    Açık teknik septorinoplasti yapılan olgularda hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi Evaluation of patient satisfaction in open technique septorhinoplasty
    BAŞER, ENGİN
    ;
    YILMAZ, FAHRETTİN
    Amaç:Bu çalışma açık teknik septorinoplasti yapılan olgularda, postoperatif dönemde yapılan Nasal Obstruction Symptom Evaluation (NOSE), Rhinoplasty Outcomes Evaluation (ROE) ve Vizuel Analog Skala (VAS) ile hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi, kullandığımız formların birbiriyle olan ilişkisinin saptanması ve bu formların estetik nazal cerrahide güvenilirliğinin ve kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Gereç- Yöntem:Bu çalışma Ocak 2008 - Ocak 2011 tarihleri arasında Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Kliniği ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda burundan nefes alma zorluğu ve nazal deformite nedeniyle açık septorinoplasti uygulanan 45 olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların yaşları 18 ile 61 arasında değişmekte olup, ortalaması 31,62±31,00 yıldır. Cinsiyetlere göre dağılıma bakıldığında; olguların %35,6'sı (n=16) kadın, %64,4'ü (n=29) erkektir. Ameliyat sonrası takip süresi 6 ile 30 ay arasında değişmekte olup, ortalaması 12,89±7,17 aydır.Çalışma dizaynımız, hasta memnuniyetinin preoperatif dönemde retrospektif, postoperatif dönemde prospektif olarak değerlendirildiği bir çalışmadır. Postoperatif en az 6 ayını dolduran hastalara rutin kontrolleri esnasında veya telefon ile iletişim sağlanarak cerrahi sonrası estetik ve fonksiyonel açıdan memnuniyetlerini değerlendirmek amacıyla Nasal Obstruction Symptom Evaluation (NOSE), Rhinoplasty Outcomes Evaluation (ROE) formlarındaki soruları, aynı vizitte hem operasyon öncesi hemde operasyon sonrası durumları açısından, ayrı ayrı cevaplandırmaları istendi. Bu şekilde hastanın preoperatif ve postoperatif durum değerlendirmesini daha net yapıp ortaya koyabilmesi amaçlanmıştır.Ayrıca hastaların Vizuel Analog Skala (VAS) ile değerlendirme yapmaları, hastalardan operasyon öncesi ve sonrası, burunlarını estetik ve fonksiyonel açıdan ayrı ayrı puanlandırmaları istendi.Bulgular:Preoperatif NOSE ölçümlerine göre Postoperatif NOSE ortalamalarına görülen düşüş istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulundu (p<0,01). NOSE değeri ameliyat sonrasında ameliyat öncesine göre düşüş göstermektedir ve ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası NOSE ortalama farkları 61,11±25,89'dur.Preoperatif ROE ölçümlerine göre postoperatif ROE ortalamalarında görülen yükselme istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulunmuştur (p<0,01). ROE değeri ameliyat sonrasında ameliyat öncesine göre yükseliş göstermektedir ve ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası ROE ortalama farkları 54,26±18,85'dir.Preoperatif fonksiyonel VAS ölçümlerine göre, postoperatif fonksiyonel VAS ortalamalarında görülen yükseliş istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulunmaktadır (p<0,01). Fonksiyonel VAS değeri ameliyat sonrasında ameliyat öncesine göre yükseliş göstermektedir ve ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası fonksiyonel VAS ortalama farkları 58,44±23,83'dür.Preoperatif estetik VAS ölçümlerine göre, postoperatif estetik VAS ortalamalarında görülen yükseliş istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulunmaktadır (p<0,01). Estetik VAS değeri ameliyat sonrasında ameliyat öncesine göre yükseliş göstermektedir ve ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası estetik VAS ortalama farkları 54,22±22,91'dir.Tüm formlardaki preoperatif ve postoperatif değişim farkı incelendiğinde, birbirleri ile istatiksel olarak ilişkili ve anlamlı olduğu gözlendi.Tartışma:Kozmetik ve fonksiyonel açıdan memnun edilmiş bir hasta, septorinoplasti ameliyatının başarısının en önemli göstergesidir. Estetik ve fonksiyonel nazal cerrahide hasta memnuniyetinin değerlendirilmesinde, objektif ölçüm metodları yerine subjektif değerlendirme olanağı sunan metodların kullanılması daha uygundur. Bu amaçla geliştirilmiş hastalık veya alan spesifik yaşam kalitesi değerlendirme formlarının kullanımı, yapılan cerrahinin etkinliğinin değerlendirilmesinde güvenilir sonuçlar vermektedir.Sonuç olarak septorinoplasti ameliyatı, uygun endikasyonda yapıldığı takdirde, hastanın sosyal, psikolojik ve fiziksel yönden yaşam kalitesini arttıran bir cerrahidir.Anahtar Kelimeler: Septorinoplasti, Nasal Obstruction Symptom Evaluation (NOSE), Rhinoplasty Outcomes Evaluation (ROE), Hasta memnuniyeti
  • Item type:Publication,
    Üniversal titanyum protez ile ossiküler rekonstrüksiyonda erken dönem sonuçlarımız Our early results of ossicular reconstruction by universal titanium prostheses
    ÇALIM, ÖMER FARUK
    ;
    ÖZKUL, MURAT HALUK
    Bu çalışma kemikçik zincir rekonstrüksiyonunda uygulanan tekniğin; zamanlamasının, kemikçik zinciri hasarının, kolesteatomun varlığının ve preoperatif orta kulak risk indeksi (MERI) değerlerinin postoperatif işitme sonuçları üzerine etkilerini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kulak-Burun-Boğaz Kliniği'nde Eylül 2008 ve Ekim 2010 tarihleri arasında ossiküloplasti uygulanan 22 olgu prospektif olarak incelenmiştir. Protez atılımı ve kolesteatom nüksü nedenleriyle üç hasta çalışma dışı bırakılmış, değerlendirmeler 19 hasta üzerinde yapılmıştır. Olguların takip süreleri 6 ile 25 ay arasında değişmekte olup, ortalama takip süresi 16.26 aydır. Olguların yaşları ise 17 ile 51 yıl arasında değişmekte olup, ortalama yaş 32,21±8,75 yıldır. Olguların 7'si kolesteatomlu, 12'i kolesteatomsuzdu. Hastaların 3'üne açık teknik, 16'sına kapalı teknik uygulanmıştır. Kapalı teknik uygulanan hastaların 11'ine mastoidektomili, 5'ine ise mastoidektomisiz teknik uygulanmıştır. Onüç hastaya total ossiküler rekonstrüksiyon, altı hastaya parsiyel ossiküler rekonstrüksiyon yapılmıştır. Ossiküloplasti materyali olarak üniversal titanyum total ossiküler rekonstrüksiyon protezi (TORP) veya parsiyel ossiküler rekonstrüksiyon protezi (PORP) kullanılmıştır. Hastaların 0,5., 1., 2. ve 4. kHz frekanslarında hava-kemik aralığının (HKA) ortalaması hesaplanmıştır. Postoperatif HKA 20 dB ve altında olması fonksiyonel başarı kriteri olarak kullanılmıştır. Ayrıca, işitme kazancı (İK) ve hava-kemik aralığı kazancı (HKAK) hesaplanmıştır. İstatistiksel incelemelerde; tekrarlayan ölçümlerde Varyans analizi, normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U test kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızda postoperatif altıncı ay 4 (%21,1) olguda HKA≤20 dB, 7 (%36,8) olguda HKA:21-30 dB ve 8 (%47,1)olguda HKA ≥ 31 dB bulunmuştur. PORP grubundaki 1 (%16,7) olguda HKA≤20 dB, 6 (%100) olguda HKA≤30 dB'dir. TORP grubundaki 3 (%23,1) olguda HKA≤20 dB, 5 (%38,5) olguda HKA≤30 dB ve 8 (%61,5) olguda HKA≥ 31'dir. Protez gruplarına göre HKA ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Protez gruplarına göre literatürle uyumlu olarak PORP grubundaki HKAK ve İK değerleri, TORP grubundaki değerlerden yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda malleus kolu varlığı; HKA, HKAK ve İK üzerinde etkili bulunmuştur. Stapes suprastrüktürünün varlığı ve kapalı teknik timpanoplasti ; HKA ve İK üzerinde istatiksel olarak etkili bulunmamasına rağmen, HKAK üzerinde istatistiksel olarak etkili bulunmuştur. Ameliyat zamanlamasına göre aşamalı grubun postoperatif HKA ölçümleri, revizyon grubundan düşük bulunmuş, fakat olgu sayısı az olduğundan dolayı anlamlı farklılık saptanmamaktadır. Ancak anlamlılık düzeyine yakın bulunmuştur. Kolesteatomlu olguların postoperatif altıncı ay HY ve HKA düzeyleri, kolesteatomsuz olguların düzeylerinden istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. MERI hafif risk grubunda (1-3) HKA<30 dB oranı %100, orta risk grubunda (4-6) %87,5 ve ağır risk grubunda (7-12) %12,5 bulundu. Postoperatif altıncı ay HKA ile MERI risk grubu değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görülmüştür. MERI değeri arttıkça, postoperatif altıncı ay HKA değerlerinde de artış saptanmıştır. Rekürren orta kulak hastalığı nedeniyle 2 (%9) olguda protez atılımı gözlenmiş ve 1 (%4,5) olguda kolesteatom nüksü nedeniyle açık kaviteye dönülmüş ve protez çıkarılmış, toplam üç olgu çalışma dışı bırakılmıştır. Protez dislokasyonu nedeniyle 4 (%18) olguda olmak üzere toplamda 5 (%22,5) olguya revizyon uygulanmıştır. Retraksiyon 3 (%13,5) olguda gözlenmiştir. Ağır MERI değerine sahip sekiz olguda komplikasyon görülmüş ve orta MERI değerine sahip olan iki olguda retraksiyon görülmüştür. Çalışmamızda sensörinöral işitme kaybı komplikasyonu görülmemiştir. Preoperatif ölçümlere göre, postoperatif 12. ay ölçümlerinde anlamlı düşüşler görülmektedir (p<0,05). Ossiküloplasti uygulamalarımızda işitme sonuçları yönünden, kapalı tekniğin açık teknikten, PORP'un TORP'tan daha başarılı olduğu, preoperatif MERI değerlerinin, kolesteatomun, malleus kolunun ve stapes suprastriktürünün varlığının postoperatif işitme başarısını etkilediği sonucuna varılmıştır. Ameliyat zamanlamasının başarı oranları anlamlılık düzeyine yakın saptanmıştır. İşitme rekonstrüksiyonu başarısı preoperatif orta kulak faktörlerinden etkilenir ve preoperatif MERI değerleri cerrahiye yol gösterebilir ve her hastaya özgü ameliyat stratejisi geliştirilmesini sağlayabilir. Sonuç olarak; literatüre ve bizim çalışmamıza göre, persistan veya rekürren orta kulak hastalıklarının başarısız ossiküloplastinin en önemli sebebi olduğu gözönünde bulundurulmalı ve aşamalı cerrahi tercih edilerek, çalışmamızda ayrıntılarıyla anlatılan MERI risk değeri düşürüldükten sonra işitme zinciri rekonstrüksiyonu planlanmalıdır.