Welcome to the Bezmialem Academic Repository
Bezmialem Vakıf University's Institutional Academic Archive System aims to ensure that the scientific knowledge and research outputs produced by our university are made available openly and sustainably for the benefit of society and all stakeholders. Our university considers it a fundamental responsibility to contribute to the advancement of science and the dissemination of academic knowledge, in line with the principles of transparency and reliability. Within the system, various academic outputs, such as articles, theses, books, book chapters, reports, and presentations, are made accessible.

results
Discover
Communities in DSpace
Select a community to browse its collections.
- Research Outputs | PubMed | WoS | Scopus | TR Dizin
- Bezmialem Vakif University Publications
- Units and Persons
- Faculties / Institutes / Vocational School
Recent Submissions
Item type:Publication, Access status: Open Access , Dış kulak yolu kanamasını azaltmaya yönelik tek kanatlı miringotomi bıçağının standart çift kanatlı miringotomi bıçağı ile karşılaştırılması/ Comparison of a single-wing myringotomy knife and a standard double-wing myringotomy knife in reducing external auditory canal skin trauma ;NURSOY, ESATÖZTURAN, ORHANTürkçe Özet Amaç Bu çalışmanın amacı, tek kanatlı miringotomi bıçağının, standart miringotomi bıçağına kıyasla ventilasyon tüpü cerrahisi sırasında oluşabilecek dış kulak yolu cildi travması ve kanamasını azaltmadaki etkinliğini değerlendirmek ve dış kulak yolu anatomisinin cerrahi sonuçlar üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmanın hipotezi, tek kanatlı miringotomi bıçağının intraoperatif dış kulak yolu kanamasını azaltarak cerrahi güvenliği artıracağı yönündedir. Yöntem Bu prospektif klinik çalışmaya, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim dalında Mart 2024–Ağustos 2026 tarihleri arasında bilateral ventilasyon tüpü uygulanması planlanan 100 pediatrik hasta (200 kulak) dahil edildi. Hastaların 100 kulağında standart miringotomi bıçağı, diğer 100 kulağında ise tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanıldı. Her kulakta dış kulak yolunun en dar vertikal ve horizontal çapları ölçüldü. İntraoperatif dış kulak yolu kanaması, operasyon süresi ve cerrahın deneyim süresi prospektif olarak kaydedildi. Çalışmanın primer ölçütü intraoperatif dış kulak yolu kanaması olarak belirlendi. Sekonder ölçütleri operasyon süresi, dış kulak yolu çapı ile operasyon süresi arasındaki ilişki ve cerrahi deneyim süresinin komplikasyonlar üzerine etkisi olarak değerlendirildi. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 29.0 yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi. Sürekli değişkenlerin gruplar arasındaki karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t-testi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ise uygun durumlarda Pearson ki-kare testi veya Fisher kesin testi kullanıldı. Bulgular Çalışmaya toplam 100 hasta ve 200 kulak dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 5 yıl 10 ay idi. Primer ölçütü olan intraoperatif dış kulak yolu kanaması toplam 13 kulakta (%6,5) görüldü. Standart miringotomi bıçağı kullanılan kulaklarda kanama oranı %12 iken, tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanılan kulaklarda bu oran %1 olarak bulundu ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,002). Kanama gelişen kulaklarda operasyon süresi anlamlı derecede daha uzun bulundu (4 dk 56 sn'ye karşı 2 dk 6 sn; p<0,001). Tek kanatlı miringotomi bıçağı kullanılan grupta operasyon süresi daha kısa olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,380). Vertikal ve horizontal dış kulak yolu çapı ortalamanın altında olan kulaklarda operasyon süresi anlamlı olarak daha uzundu (sırasıyla p=0,004 ve p=0,005). Cerrahi deneyim süresi ile dış kulak yolu kanaması arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,770). Sonuç Tek kanatlı miringotomi bıçağı, standart miringotomi bıçağına kıyasla ventilasyon tüpü cerrahisi sırasında gelişen intraoperatif dış kulak yolu kanaması oranını anlamlı düzeyde azaltmıştır. Ayrıca dar dış kulak yolu anatomisinin operasyon süresini uzattığı, buna karşın cerrahi deneyim süresinin dış kulak yolu kanaması üzerinde belirgin bir etkisinin bulunmadığı gösterilmiştir. Tek kanatlı miringotomi bıçağı, mevcut cerrahi tekniği değiştirmeden uygulanabilen, dış kulak yolu cildine zarar vermeyerek ve kanamaya neden olmayarak cerrahi güvenliği artırabilen ve özellikle dar dış kulak yoluna sahip pediatrik hastalarda komplikasyonların azaltılmasına katkı sağlayabilecek pratik bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Tek kanatlı miringotomi bıçağı dış kulak yolu cildinde kanamaya neden olmadığı için ameliyat sonrası ventilasyon tüpünün koagulum ile tıkanması riskini de azaltmış olmaktadır. Bu bulguların daha geniş örneklemli ve çok merkezli prospektif çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Item type:Publication, Access status: Open Access , Yaşlılarda antikolinerjik ilaç yükünün Alzheimer hastalığı ve Lewy cisimcikli demansta mortaliteye etkisi/ The impact of anticholinergic drug burden on mortality in older adults with Alzheimer's disease and dementia with Lewy bodies ;TABAKOĞLU, CANBERKSOYSAL , PINARAmaç: Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) ve Lewy cisimcikli demans (LCD) tanılı yaşlı bireylerde Drug Burden Index (DBI) ile hesaplanan antikolinerjik ve sedatif ilaç yükünün mortalite ve kapsamlı geriatrik değerlendirme parametreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif kohort çalışmaya, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Geriatri Polikliniği'nde takip edilen 65 yaş ve üzeri AH ve LCD tanılı hastalar dahil edildi. Kapsamlı geriatrik değerlendirme kapsamında bilişsel durum Mini Mental Durum Değerlendirme Testi (MMSE) ve Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), fonksiyonel durum Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Lawton-Brody Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri ölçekleri, beslenme durumu Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA), sarkopeni riski SARC-F ve denge-yürüme performansı Tinetti ile Timed Up and Go testleri kullanılarak değerlendirildi. Antikolinerjik ve sedatif etkiye sahip ilaçlara maruz kalma düzeyini niceliksel olarak değerlendiren Drug Burden Index (DBI) ile hastalar yük yok, düşük yük ve yüksek yük gruplarına ayrıldı. Birincil sonlanım noktası tüm nedenlere bağlı mortalite olarak belirlendi. Bulgular: Çalışmaya toplam 392 hasta dahil edildi; bunların 270'i (%68,9) AH ve 122'si (%31,1) LCD tanılıydı. Hastaların ortalama yaşı 85,17±7,01 yıl olup katılımcıların %74,7'si kadındı. AH grubunda artan antikolinerjik yük; daha yüksek sarkopeni riski (SARC-F, p=0,009), artmış fonksiyonel bağımlılık (Barthel, p=0,007), bozulmuş denge ve yürüme performansı (Tinetti, p=0,049) ve kötüleşmiş beslenme durumu (MNA, p=0,036) ile ilişkili bulundu. Buna karşın bilişsel durum (MMSE), depresif belirtiler (GDS) ve düşme öyküsü açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. LCD grubunda ise antikolinerjik yük ile geriatrik değerlendirme parametreleri arasında anlamlı ilişki izlenmedi. Tüm örneklemde ortalama sağkalım süresi 47,07 ay (SE=1,54; %95 GA: 40,90–57,10) olarak bulundu. AH hastalarında ortalama sağkalım süresi 50,10 ay (SE=1,85; %95 GA: 43,62–68,38), LCD hastalarında ise 40,22 ay (SE=2,62; %95 GA: 20,84–51,16) olup LCD grubunda sağkalım anlamlı olarak daha kısa bulundu (log-rank p=0,003). Antikolinerjik ilaç yükü ile sağkalım arasında ne AH grubunda (p=0,147) ne de LCD grubunda (p=0,943) anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: DBI ile hesaplanan antikolinerjik ve sedatif ilaç yükü, Alzheimer hastalığı ve Lewy cisimcikli demansta mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. Bununla birlikte özellikle Alzheimer hastalarında yüksek antikolinerjik yük; kırılganlık, sarkopeni riski, fonksiyonel bağımlılık, denge-yürüme performansında bozulma ve malnütrisyon ile ilişkilidir. Buna karşılık Lewy cisimcikli demans hastalarında antikolinerjik yük ile ne mortalite ne de geriatrik değerlendirme parametreleri arasında anlamlı ilişki gösterilememiştir. Lewy cisimcikli demanslı hastalarda sağkalım Alzheimer hastalarına göre belirgin olarak daha kısa olmasına rağmen, antikolinerjik yük bu farklılığı açıklamamaktadır. Bu bulgular, demanslı yaşlı bireylerde antikolinerjik ilaç yükünün mortaliteden çok fonksiyonel ve nutrisyonel sonuçlar üzerinde klinik önem xiv taşıdığını düşündürmekte ve düzenli ilaç gözden geçirme stratejilerinin gerekliliğini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Alzheimer Hastalığı, Lewy Cisimcikli Demans, Antikolinerjik Yük, Drug Burden Index, Mortalite, Kapsamlı Geriatrik DeğerlendirmeItem type:Publication, Access status: Open Access , Metastatik mide kanserinde gastrektominin sağkalıma etkisi / The effect of gastrectomy on survival in metastatic gastric cancer ;BEYDİLLİ, SATI BETÜLTÜRK, HACI MEHMETMetastatik mide kanseri, yüksek mortalite ile seyreden ve tedavisinin temelini sistemik tedavinin oluşturduğu malignitelerden biridir. Bununla birlikte, primer tümöre yönelik gastrektominin bu hasta grubundaki yeri ve genel sağkalıma olası katkısı ise tartışmalıdır. Gastrektomi, kanama, obstrüksiyon veya perforasyon gibi tümöre bağlı komplikasyonların kontrolü amacıyla palyatif olarak uygulanabilmekte; tümör yükünün azaltılması yoluyla sağkalım üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği de öne sürülmektedir. Ancak cerrahi uygulanan hastaların çoğunlukla daha iyi performans durumu, daha düşük komorbidite yükü ve daha uygun klinik özelliklere sahip seçilmiş bir grubu oluşturması, retrospektif çalışmalarda seçim yanlılığı olasılığını gündeme getirmektedir. Bu nedenle gastrektominin sağkalım üzerindeki olası etkisinin, hastaların klinik ve prognostik özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, metastatik mide kanseri tanılı hastalarda gastrektomi uygulanmasının, yalnızca sistemik tedavi alan hastalarla karşılaştırıldığında genel sağkalım ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM Bu retrospektif kohort çalışmasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Medikal Onkoloji Kliniği'nde 2013–2025 yılları arasında takip ve tedavisi yürütülmüş 755 hastanın sistem ve dosya arşivi incelenmiş; önceden belirlenen dahil etme ve dışlama kriterlerini karşılayan metastatik mide adenokarsinomu tanılı 247 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın birincil sonlanım noktası genel sağkalım olarak belirlenmiştir. Genel sağkalım, tanı tarihinden ölüm tarihine veya son kontrol tarihine kadar geçen süre ay olarak hesaplanmış; ölüm olayı gerçekleşmeyen hastalar son kontrol tarihinde sansürlenmiştir. Sağkalım analizleri Kaplan–Meier yöntemi ile gerçekleştirilmiş ve gruplar log-rank testi ile karşılaştırılmıştır. Gastrektomi ile genel sağkalım arasındaki ilişki; yaş, cinsiyet, ECOG performans durumu, Charlson komorbidite indeksi, metastaz bölgesi, prognostik nutrisyonel indeks, sistemik immün-inflamasyon indeksi ve HER2 durumu gibi klinik ve prognostik değişkenler için ayarlanmış Cox regresyon modelleri ile değerlendirilmiş; cerrahi zamanlaması ve hasta seçimine bağlı olası yanlılıkları incelemek amacıyla zaman-bağımlı Cox, 3. ay landmark ve eğilim skoru temelli duyarlılık analizleri uygulanmıştır. BULGULAR Çalışmaya dahil edilen 247 hastanın 85'ine gastrektomi, 162'sine yalnızca sistemik tedavi uygulandı. İzlem sürecinde 228 ölüm gerçekleşti; 19 hasta son takip tarihinde sağ veya sansürlü idi. Ana Kaplan–Meier analizinde medyan genel sağkalım gastrektomi grubunda 20,8 ay (%95 GA: 16,7–28,4), yalnızca sistemik tedavi grubunda ise 9,7 ay (%95 GA: 8,2–11,0) olarak saptandı. Gastrektomi grubunda 12 ve 24 aylık genel sağkalım oranları sırasıyla %82,2 ve %44,4 iken, yalnızca sistemik tedavi grubunda bu oranlar sırasıyla %38,9 ve %12,5 idi (log-rank p<0,001). Tek değişkenli analizde gastrektomi daha uzun genel sağkalım ile ilişkili bulundu (HR: 0,34; %95 GA: 0,25–0,46; p<0,001). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde yaş, xv cinsiyet, ECOG performans durumu, Charlson komorbidite indeksi, başlangıç AJCC evre IV durumu, metastaz bölgesi, prognostik nutrisyonel indeks, sistemik immün- inflamasyon indeksi ve HER2 durumu için düzeltme sonrasında gastrektomi uygulanması daha uzun genel sağkalım ile ilişkili kaldı (HR: 0,39; %95 GA: 0,22– 0,68; p<0,001). Bu ilişkinin yönü metastaz tarihinden itibaren yapılan analizde (ayarlı HR: 0,41; %95 GA: 0,30–0,57; p<0,001), üç aylık landmark analizinde (HR: 0,56; %95 GA: 0,40– 0,78; p=0,001), zaman-bağımlı Cox modelinde (HR: 0,57; %95 GA: 0,35–0,91; p=0,018), başlangıç AJCC evre IV hastalarla sınırlı analizde (HR: 0,32; %95 GA: 0,17–0,62; p<0,001) ve eğilim skoru kovaryat ayarlı analizde (HR: 0,51; %95 GA: 0,32–0,81; p=0,005) korundu. Kısıtlanmış ortalama sağkalım süresi analizinde, gastrektomi grubunda yalnızca sistemik tedavi alan hastalara kıyasla 24 ve 36 aylık zaman sınırlarında sırasıyla 7,1 ve 10,4 aylık sağkalım farkı saptanmıştır (her iki analiz için p<0,001). SONUÇ Bu retrospektif kohort çalışmasında, metastatik mide kanseri tanılı hastalarda gastrektomi uygulanması, yalnızca sistemik tedavi alan hastalara kıyasla daha uzun genel sağkalım ile ilişkili bulunmuştur. Bu ilişkinin, klinik ve prognostik değişkenler için yapılan çok değişkenli düzeltme sonrasında ve farklı duyarlılık analizlerinde tutarlı biçimde sürmesi, bulgunun istatistiksel sağlamlığını desteklemektedir. Bununla birlikte, retrospektif tasarımın doğası gereği gruplar arasındaki başlangıç klinik özellikleri ve tedavi seçimine ilişkin belirgin farklılıklar tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Ölçülmeyen ya da mevcut modellerde yeterince kontrol edilemeyen potansiyel değişkenlerin sonuçlar üzerindeki etkisi dışlanamayacağından, elde edilen bulgular gastrektominin nedensel bir sağkalım avantajı sağladığının kanıtı olarak değerlendirilmemelidir. Bulgular, bu hasta kohortunda gastrektomi uygulanması ile daha uzun genel sağkalım arasında, ölçülen klinik ve prognostik değişkenler için yapılan ayarlama sonrasında da devam eden gözlemsel bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Bu bulgular, metastatik mide kanserinde cerrahi kararının hasta seçimini, performans durumunu, hastalık yükünü, sistemik tedaviye yanıtı ve cerrahi riskleri birlikte değerlendirilerek multidisipliner biçimde ele alınması gerektiğini düşündürmektedir. Cerrahi morbidite, semptomatik yarar, yaşam kalitesi ve sistemik tedavinin zamanlamasını birlikte değerlendirecek prospektif kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Metastatik mide kanseri, gastrektomi, sağkalım, retrospektif çalışmaItem type:Publication, Access status: Open Access , Elektroensefalografide (EEG) benign varyantların sıklığı, dağılımı ve klinik önemi: Epilepsi tipleri ve sendromları ile olası ilişkileri Frequency, distribution and clinical significance of benign variants in electroencephalography (EEG): Possible relationships with epilepsy types and syndromes ;GÜLER, SİNEMUSLU, FERDATEZ ÖZETİ Elektroensefalogram (EEG) incelemelerinde incelenen benign varyantların (BV) sıklığını, dağılımını ve bu varyantların demografik, klinik özellikler ile nöbet tipleri ve epilepsi sendromlarıyla olası ilişkilerini araştırma amaçlamaktadır.Retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı olarak planlanan çalışmamızda EEG kaydı yapılmış 815 hasta verisi analiz edildi. Hastaların ait demografik, klinik ve nörofizyolojik verileri kaydedildi. Yaş, cinsiyet, EEG istenme nedeni, istemi yapan birim, nöbet varlığı ve nöbet tipi, epilepsi tanısının varlığı, varsa epilepsi sendromunun türü, antinöbet ilaç kullanımı, epilepsi dışında hastalık varlığı ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları incelenen parametrelerdi. EEG'ye ilişkin olarak kayıt sırasında uyanıklık durumu, patolojik olması, epileptiform aktivite varlığı, benign EEG varyantlarının varlığı ve türleri kaydedildi. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Benign varyantlar hastaların 266 (%32,6)'sında saptandı. En sık rastlananlar fotomiyojenik yanıt 171 (%21), Pozitif Oksipital Keskin Uyku Geçişleri (POSTs) 70 (%8,6) ve fotik sürüklenme 67 (%8,2) oldu. POSTs varyantı özellikle 21–30 yaş grubunda daha sık izlendi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı azaldı (p < 0,05). Benign varyantlar özellikle POSTs ve fotik sürüklenme kadınlarda daha sık saptandı (p < 0,05). Genellikle MR ve EEG'si normal olan bireylerde daha yüksek oranda izlendi (p < 0,05). Epilepsi tanısı ile POSTs arasında pozitif bir ilişki saptanırken, diğer varyantların epilepsiyle doğrudan anlamlı bir ilişkisi bulunmadı. Epilepsi sendromları içinde idiopatik jeneralize epilepsi ve nedeni belirlenemeyen fokal epilepsi gruplarında BV ve POSTs daha sık görüldü (p < 0,05). Yetişkinlerde Subklinik Ritmik Elektroensefalografik Deşarjlar (SREDA) izlenmedi, Benign Sporadik Uyku Dikenleri (BSSS) literatürde belirtilenden belirgin derecede az saptandı. EEG'de benign varyantları klinik değerlendirmelerde sıklıkla karşılaşılan ancak epileptik aktivite ile karıştırılma potansiyeli taşıyan yapılardır. Bulgular, benign varyantların epilepsi tanısı ve yönetimi sırasında dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ve epileptik olan ve olmayan bireylerde sıklıkla görülebileceğini ayrıca bazı varyantların gerçekten çok nadir görüldüğünü ortaya koymaktadır.Item type:Publication, Access status: Open Access , Erişkin epilepside beyin yapıları ve duyusal profillerin tedaviye direnç üzerindeki etkisi The impact of brain structures and sensory profiles on treatment resistance adult epilepsy ;AKGÜN, İREM SENAUSLU, FERDAÇalışmamız, erişkin epilepsi hastalarında bireylerin duyusal işlemleme profillerinin, ilaç tedavisine yanıt durumları ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Bölümü'ne başvuran 18–65 yaş arası erişkin bireyler alınmıştır. Katılımcılar, antinöbet ilaç (ANİ) tedavisine dirençli epilepsi (İDE), ANİ tedavisine yanıt veren epilepsi (İYE) ve sağlıklı kontrol (SK) grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Katılımcıların demografik verileri, epilepsi öyküleri ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları kaydedilmiştir. Duyusal işlemleme profilleri Adolesan/Yetişkin Dunn Duyu Profili (AYDP) ile, yaşam kalitesi ise Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOLIE-31) ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler, SPSS 27 programı aracılığıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Katılımcı sayısı İDE grubunda 30, İYE'de 28 ve SK'de 28'di. Yaş ortalamaları İDE'de 34,40±11,55, İYE'de 34,28±8,79 ve SK'de 33,85±8,39 yıldı. Epilepsi tanı süresi İDE grubunda ortalama 14,46±9,67 yıl (1-40 yıl), İYE grubunda ise 14,96±10,94 (2-48) yıldı. Katılımcıların duyusal profillerinde "Duyusal Kaçınma" ve "Duyusal Kayıt" alt boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Duyusal Kaçınma boyutunda, epilepsi grubunda atipik düzeyde duyusal kaçınma gösteren birey sayısı 46 (%79,3) iken, sağlıklı grupta birey sayısı yalnızca 10 (35,7)'dur. Duyusal kayıt boyutunda epilepsililerin %50'si atipik profilde yer alırken, sağlıklı bireylerin yalnızca %17,9'u atipik düzeydedir. Duyusal Kaçınma'da, İdiopatik Jeneralize Epilepsi (İJE) grubunda %78,6, Fokal Epilepsi (FE) grubunda %80,0 oranında atipik profil görülürken, sağlıklı grupta bu oran %35,7 olarak saptandı. Katılımcıların yaşam kaliteleri, İDE ve İYE gruplar arasında bilişsel fonksiyon, sosyal işlevsellik, toplam skor ve sağlık durumu alt boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Nöbet endişesi (p=,028), ilaç etkileri (p=,003) ve toplam skor (p=,018) açısından epilepsi türleri arasında anlamlı farklılık saptandı(p<0,05). Fokal Epilepsi tanılı bireyler, İJE tanılı bireylere kıyasla bu alt boyutlarda daha düşük yaşam kalitesi puanlarına sahipti. Bu çalışma, erişkin epilepsinin hem yaşam kalitesi hem de duyusal işlemleme profilleri üzerinde anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Epilepsi hastalarda 'duyusal kaçınma' ve 'duyusal kayıt'da atipik profillerin daha yaygın olduğu, bunlarla beraber bilişsel fonksiyonlar, sosyal katılım ve genel sağlık durumu algısınsa kayıplar saptanmıştır. Özellikle fokal epilepsili bireylerin nöbet endişesi ve ilaç etkisine bağlı olarak yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Epilepsili bireylerin değerlendirilmesinde yalnızca nöbet kontrolünün değil, duyusal bütünleme ve nöropsikolojik işlevlerin de dikkate alınması gerektiğini göstermekte; tedavi süreçlerine multidisipliner bir yaklaşımın entegre edilmesinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.






