Welcome to the Bezmialem Academic Repository


Bezmialem Vakıf University's Institutional Academic Archive System aims to ensure that the scientific knowledge and research outputs produced by our university are made available openly and sustainably for the benefit of society and all stakeholders. Our university considers it a fundamental responsibility to contribute to the advancement of science and the dissemination of academic knowledge, in line with the principles of transparency and reliability. Within the system, various academic outputs, such as articles, theses, books, book chapters, reports, and presentations, are made accessible.


Supported by ©SelenSoft Yazılım


By Access Status

bezmialem handle.net
base
opendoar
roar
roar
handle.net


Communities in DSpace

Select a community to browse its collections.

Now showing 1 - 5 of 8

Recent Submissions

  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    Türk çocuklarında tükürük antimikrobiyal peptitleri ile şiddetli erken çocukluk çağı çürüklerinin ilişkisinin değerlendirilmesi Evaluation of the relationship between salivary antimicrobial peptides and severe early childhood caries in Turkish children
    ÖZBİLGEN, ASLIHAN
    ;
    GÜNAY, BAŞAK
    Erken çocukluk çağı çürüğü (EÇÇ), küçük yaştaki çocuklarda çok sık görülen ve çeşitli problemlere yol açan enfeksiyöz bir hastalıktır. Çocuklarda çürük riskinin erken dönemde belirlenip, çürükler oluşmadan önlenmesi ve ilerleyen dönemlerde meydana gelebilecek çürüklerin engellenmesi açısından büyük önem taşır. Günümüzde, tükürükte bulunan antimikrobiyal peptitlerinin çürük riskine etkisi, merak edilen güncel bir konu haline gelmiştir ve bu konuda çocuklar üzerinde yapılan sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda 3-6 yaş arasında şiddetli erken çocukluk çağı çürüğü (Ş-EÇÇ) bulunan ve diş çürüğü bulunmayan toplam 50 çocuğun tükürük katelisidin (LL-37), histatin-5 (HST-5), insan beta-defensin-3 (hBD-3) peptit seviyeleri ile tükürük Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda Ş-EÇÇ bulunan 25 çocuk çalışma grubuna, diş çürüğü bulunmayan 25 çocuk da kontrol grubuna dahil edildi ve çocukların ağız içi muayeneleri yapılarak, çürük, kayıp ve dolgulu diş sayısı (dmft) (decayed missing filling teeth) ve ICDAS (Uluslararası Çürük Belirleme ve Değerlendirme Sistemi) skorları kaydedildi. Velilere çocuklarının beslenme alışkanlıkları, oral hijyen alışkanlıkları, sosyoekonomik faktörleri ve çocuğun doğumu ile faktörleri değerlendiren anket soruları uygulandı. Ayrıca diş çürüğüne bağlı yaşam kalitesini değerlendiren Erken Çocukluk Çağı Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (ECOHIS) uygulandı. Her iki gruptaki çocuklardan toplanan stimüle edilmemiş tükürükteki katelisidin LL-37, HST-5, hBD-3 antimikrobiyal peptit, Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri, tükürük pH'ı ve tamponlama kapasitesi incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucu tükürük parametreleri incelendiğinde, çalışma grubunda tükürük Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Tükürük LL-37, hBD-3 ve HST-5 antimikrobiyal peptit seviyeleri kontrol grubunda çalışma grubuna kıyasla yüksek bulunmuştur ve ancak sadece LL-37 seviyelerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Tükürük LL-37 peptit seviyeleri ile Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri arasında anlamlı düzeyde negatif korelasyon saptanmıştır. HST-5 ve hBD-3 peptit seviyeleri ile Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri arasında anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Tükürük pH seviyelerinde gruplar arası anlamlı fark bulunmamıştır. Tükürük tamponlama kapasitesi çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük saptanmıştır. Tükürük pH ve tamponlama kapasitesi ile dmft skorları, tükürük Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Anket verileri değerlendirildiğinde gruplar arasında doğumla ilgili faktörler, sosyoekonomik faktörler, beslenme alışkanlıkları ve oral hijyen alışkanlıkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu faktörler ile dmft skorları arasında da anlamlı fark gözlenmemiştir. Sadece günde 3'ten sık şeker içeren yiyecek veya içecek tüketimi, çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ayrıca ilk dişin sürmesinden itibaren diş fırçalama durumu, çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Beslenme alışkanlıkları ve oral hijyen alışkanlıkları ile tükürük Streptococcus mutans ve Candida albicans seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sadece çalışma ve kontrol grubunda günde 3'ten fazla şeker içeren yiyecek ya da içecek tüketen tüm çocuklarda, tükürük Streptococcus mutans seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çalışma grubunda ECOHIS skorları kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur ve ECOHIS skorları ile dmft skorları arasında anlamlı düzeyde pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamız antimikrobiyal peptitlerin EÇÇ'ye karşı koruyucu bir faktör olabileceğini konusunda fikir oluştursa da tükürük antimikrobiyal peptitlerinin çürük biyobelirteci olarak kullanılabilmesi ve modülasyonlarının terapötik fayda sağlayıp sağlamadığının doğrulanması için daha geniş popülasyonlarda gerçekleştirilecek daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk çağı çürüğü, Histatin-5, Beta-defensin-3, Katelisidin LL-37, Streptococcus mutans, Candida albicans
  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    Temporomandibular eklem ile ilişkili arterlerin 3 boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirilmesi /Assessment of temporomandibular joint related arteries by 3-dimensional rotational angiography
    GÜRSOY, NİLÜFER
    ;
    SARICA, İRFAN
    Temporomandibular eklemin (TME) vaskülarizasyonu ve bölgedeki arter varyasyonları hakkında literatürde bir fikir birliği yoktur. TME çevresindeki vasküler anatominin anlaşılması, eklem cerrahisine ihtiyaç duyulan hastalarda intra-operatif ve post-operatif dönemde birçok komplikasyondan korunmasına yardımcı olur. TME bölgesindeki anatomik vasküler varyasyonlar hakkında yapılan çalışmaların büyük bir kısmını kadavra çalışmaları, buna ek olarak da radyolojik çalışmalar ve kısıtlı da olsa anjiyografi çalışmaları oluşturmaktadır. 3 boyutlu rotasyonel anjiyografi (3B-RA); geleneksel anjiyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT)'nin özelliklerini birleştirerek, vasküler anatominin ve bölgedeki kemik dokunun, yüksek uzaysal ve kontrast çözünürlüğü ile görüntülemesini sağlayan güncel bir tekniktir. Aynı zamanda eksternal karotis arterin (ECA) ve dallarının vasküler anatomisini en iyi değerlendiren yöntem olarak kabul görmektedir. Çalışmamızda 31'i erkek, 36'sı kadın olmak üzere toplam 67 olguda 3B-RA ile ECA, temporal süperfisiyal arter (TSA), maksiller arter (MA), orta meningeal arter (OMA) ve transvers fasiyal arter (TFA)'in varyasyonları ve bazı anatomik noktalardan uzaklıkları değerlendirilip sonuçlar yaş, cinsiyet ve tarafa göre değerlendirildi. 33 olgu bilateral olmak üzere toplamda 100 hemikranyum değerlendirildi. Çalışmamızda 3B-RA'da ECA'nın çapı ortalama 3,28 ± 0,62 mm (min-maks: 1,70-5,61 mm), TSA'nın çapı ortalama 2,10 ± 0,46 mm (min-maks: 1,14-3,79 mm), MA'nın çapı ortalama 2,31 ± 0,43 mm (min-maks: 1,28-3,86 mm), OMA'nın çapı ortalama 1,71 ± 0,41 mm (min-maks: 0,93-2,69 mm) ölçüldü. TSA'ların %51'i laterokondiler, %49'u ise retrokondiler olarak konumlandı ve %99'unda bifurkasyon mevcuttu. Bifurkasyonların kondile göre %62'si latero pozisyonda, %38'i retro pozisyonda; zigomatik arka göre ise %11.1'i supra pozisyonda, %28.3'ü hizasında ve %60.6'sı infra pozisyonda gözlendi. TSA'ların bifurkasyon öncesi seyrinde; %71'i straight devam ederken, %23'ünde curve ve %6'sında ise loop gözlendi. Curve olan 23 dalın %56.5'i zigomatik arka göre infra pozisyonda, %34.8'i hizasında, %4.3'ü supra pozisyonda ve geriye kalan %4.3'ü ise iki adet olup curvelerden biri ark hizasında diğeri infra pozisyondaydı. Loop olan 6 dalın %16.7'si zigomatik ark hizasında, %83.3'ü ise infra pozisyonda gözlendi. TSA'nın dış kulak yolunun anterior noktasına olan uzaklığı 4,79 ± 1,36 mm (min-maks: 2,72-8,23 mm) olarak ölçüldü. TFA'ların %87'sinin kökeni TSA, %3'ünün ECA ve %10'ununda ise birden fazla dal mevcut olup kökenleri TSA ve ECA idi. TFA dalların %63'ü tek, %31'i iki ve %6'sı üç dala sahipti. TFA'nın glenoid fossanın en derin noktasına olan uzaklığı 24,74 ± 3,28 mm (min-maks: 15,55-32,68 mm) olarak ölçüldü. MA'nın lateral pterygoid kasa göre %63'ü yüzeyel ve %37'si derin yerleşimli olarak gözlendi. Derin seyirli MA'ların sigmoid çentikten uzaklığı 17,33 ± 3,14 mm, yüzeyel seyirlilerin uzaklığı ise 3,34 ± 2,93 mm olarak ölçüldü. OMA'nın kökeni tüm olgularda MA olarak tespit edildi. OMA ile artiküler eminensin en laterali arasındaki mesafe 27,10 ± 2,38 (min-maks: 21,45-34,93) olarak ölçüldü. TME çevresindeki arteriyel yapıların varyasyonelliğinin yüksek olmasından dolayı; radyolojik görüntü rehberli cerrahilerin tercih edilmesi, komplike durumlarda 3B-RA gibi girişimsel radyolojik yöntemlerden destek alınması, anjiyografi tekniğine ulaşımının olmadığı daha basit durumlarda ise TSA, TFA ve yüzeyel seyirli MA'nın USG ile değerlendirilmesi oluşabilecek komplikasyonların önceden tahmin edilebilmesi ve bunlardan kaçınılmasına olanak sağlar. Çalışmamızda elde edilen veriler değerlendirilip daha kapsamlı ve geniş çalışmalar kurgulandığında, TME cerrahilerindeki komplikasyon oranının azalmasına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    İnferior alveolar arter ve varyasyonlarının 3 boyutlu rotasyonel anjiografi ile değerlendirilmesi /Evaluation of inferior alveolar artery and its variations via three-dimensional rotational angiography
    SARIKAYA, EMİNE RANA
    ;
    ALAGÖZ, ELİFHAN
    İnferior alveolar arter (İAA), mandibulanın temel kanlanma kaynağıdır. Diş çekimleri -özellikle gömülü 20 yaş diş çekimleri-, dental implant cerrahisi, kist-tümor cerrahisi, ortognatik cerrahi ve sagittal split osteotomisi gibi maksillofasiyal cerrahiler söz konusu olduğunda mandibula anatomi bilgisi önemlidir. Bu çalışmanın amacı İAA'nın Türk popülasyonunda dallanma paternlerini ve topografik özelliklerini üç boyutlu rotasyonel anjiyografi (3B-RA) ile değerlendirmek ve önceki kadavra çalışmaları ve literatür taramasına ilave olarak vital olgularda İAA varyasyonlarının radyolojik sınıflandırmasını tanımlamaktır. Çalışmamıza Common Carotid Arteria- Ortak Karotis Arterin (CCA) enjeksiyonu yoluyla tek taraflı veya iki taraflı serebral ve karotis arter 3B-RA görüntülemesi yapılan, yaşları 20 ile 78 arasında değişen, 34 kadın, 34 erkek, toplam 68 erişkin hasta dahil edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. İnternal karotis arter (ICA)- eksternal karotis arter (ECA)- maksiller arter (MA) ve İAA çapları, MA'nın musculus lateral pterygoideusa (MLP) göre seyri, İAA orjini- çıkışı- şekli ve açısı belirlenip cinsiyet, yaş ve tarafa göre analiz edilmiş ve birbirleriyle ilişkisi değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, literatürde MA için oluşturulmuş sınıflama referans alınarak modifiye bir sınıflama oluşturulmuş olup İAA şekline göre straight, curve ve loop olarak sınıflandırılmıştır. İAA'nın dalı olarak bilinen lingual dal tanımlanmış ve orjinleri değerlendirilmiştir. İnternal karotis arter, ECA ve MA çaplarının kadın hastalarda daha ince kalibrasyonda olduğu tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla p:0.036, p:0.001, p:0.001). İAA'nın çapı- şekli- açısı ve lingual dal orjini ile cinsiyet, yaş ve taraf arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen 101 hemikranyumun, 96'sında (%96) İAA MA'dan, 4'ünde (%4) ECA'dan köken alırken 1 vakada İAA izlenmemiştir. İAA orjininden dallanırken, tek veya posterior deep temporal arter (PDTA) ile truncus şeklinde çıkabileceği görülmüş, literatürle uyumlu olarak İAA-PDTA truncusunun görüldüğü vakaların tamamında MA'nın deep seyirli olduğu gözlenmiştir. Ayrıca, çalışmamızda İAA-PDTA truncus çıkışı kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla görülmüştür (p:0.028). Truncus uzunluğu ile İAA çapı arasında da pozitif yönlü orta düzeyli korelasyon bulunmuştur (p:0.003). MA'nın superfisiyal seyri ve lingual dalın MA orjini arasında da anlamlı ilişki mevcuttur (p:0.001). Üç boyutlu rotasyonel anjiyografi görüntüleme, submilimetrik değerlendirmeye ve detaylı ölçümlere izin verdiği için özellikle vasküler anatomik çalışmalarda değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu bağlamda, İAA ve bununla ilişkili anatomik yapılar üzerinden gerçekleştirilen prosedürlerde, 3B-RA görüntüleme ile daha detaylı ölçümler, cerrahi işlemler öncesi belirlenecek önemli noktalara rehberlik ederek, komplikasyon oranını azalacaktır. Topografik veya radyolojik noktaları tanımlamak için daha ileri vital çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Item type:Publication, Access status: Open Access ,
    Osteosarkoma yönelik yeni bir polimerik ilaç taşıyıcı sistemin sentezi ve sitotoksik etkinliğinin değerlendirilmesi /Ostosarcoma targeted novel polymeric drug delivery system synthesis and evaluation of cytotoxic efficiency
    MUTLU, IŞINSU
    ;
    DAĞ, AYDAN
    ;
    SEZER, ALİ DEMİR
    Osteosarkom, gençlerde görülmesi, sağkalım süresinin düşük olması ve kullanılan antikanser ilaçların yan etki profilinin yüksek olması sebebiyle çoğunlukla tedavisi zor bir hastalıktır. Mevcut kemoterapötiklerin kullanımındaki sınırlamaları aşmak amacıyla bu proje bilinen antineoplastik bir ajan olan cisplatin üzerinden bir ilaç taşıyıcı sistem (İTS) formülasyonunun geliştirilmesi üzerine yapılacaktır. İTS'ler son yıllarda yoğun bir şekilde çalışılan, multidisipliner bir alan olarak, akıllı ilaç tasarımlarında önemli rol oynayan teknolojilerdir. Özellikle kanser çeşitlerine yönelik konvansiyonel ilaçların tedavi başarısını arttırmak için lipozom, misel, polimer, jel, altın nanoparçacık, niozom, katı lipid nanopartikül, dendrimer, nanokapsül gibi çeşitli sistemler geliştirilebilmektedir. Bu çalışmada tasarlanan ilaç taşıyıcı sistem için kopolimerik misel yapısı oluşturacaktır. Polimerde 1,1-di-tert-butil-3-(2-(metakriloyloksi)etil)-butan-1,1,3-trikarboksilat (MAETC) monomeri aracılığıyla hem ilacın biyoyararlanımının arttırması hem de cisplatin ilaç molekülünü taşıması, ikinci monomer olan 3-(trimetilsillil) prop-2-in-1-il polimetakrilat (TMSpMA) monomeri ucuna hedeflendirici peptid molekülü eklenmesi, 2-hidroksi etil metakrilat (HEMA) ile hidrofilik özellik kazandırılması ve neticede kendiliğinden misel oluşturacak bir sistemin geliştirilmesi planlanmaktadır.
  • Item type:Publication,
    Benign prostat hiperplazisinin cerrahi tedavisinde transvezikal prostatektomi, plazmakinetik transuretral prostat rezeksiyonu ve diode lazer prostat vaporizasyonunun sonuçlarının karşılaştırılması Comparison of diode laser vaporisation of prostate, plasmakinetic turp and tvp (Transvesical prostatectomy): Short-term results
    ERDEM, MEHMET REMZİ
    ;
    ARMAĞAN, ABDULLAH
    AMAÇ: Çalışmanın amacı, plazmakinetik TURP, diod lazer prostat vaporizasyonu ve transvezikal prostatektomi sonuçlarını üriner, erektil fonsiyonlar ve yaşam kalitesi açısından karşılaştırmaktır.MATERYAL VE METOD: Benign prostat hiperplazisi tanılı, çalışmaya dahil edilen toplam 136 hasta plazmakinetik TURP (Grup 1), DLPV (Grup 2), ve TVP (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Operasyonla ilgili tüm bilgiler ve komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif 3. ayda bütün hastalar, IPSS, üroflowmetre, IIEF ve yaşam kalitesi açısından yeniden değerlendirildi. Erektil fonksiyonların karşılaştırmalı değerlendirmesi operasyon öncesi sondalı olmayan düzenli cinsel yaşamı olan 102 hastada yapıldı. IPSS değerleri de yine bu 102 sondasız hasta için preoperatif ve postoperatif dönemde değerlendirilip karşılaştırıldı.BULGULAR: Ortalama hasta yaşı sırasıyla Grup 1'de 65.9 ± 6,6 (51-80), grup 2'de 65.5 ± 9.2 (50-78) ve Grup 3'te 69.03±6.7 (56-79) idi. Preoperatif ve postoperative IIEF değerlerindeki farklar gruplar arasında kıyas edildiğinde istatistiksel anlamlı bir farklılık bulunamadı (p:0,181). Diğer yandan, IPSS, Qmax ve Qort'da tüm gruplar anlamlı iyileşme göstermiştir. IPSS değerlerinin preoperative ve postoperative farkı açısından 3 grup karşılaştırıldığında sırasıyla grup 1'de 16.36±4.5, grup 2'de 16.63±5.6 ve grup 3'te 18.06±5.1 olarak bulundu(p: 0,164). Hematokritteki düşüş diğer gruplarla karşılaştırıldığında diod lazer grubunda daha düşüktü. (hematokrit farkı: 2,02±3,40, p: <0,0001). Ayrıca postoperatif IPSS değeri de grup 2'de diğer gruplardan fazla idi (p: 0,013). Fakat derin doku nekroz özelliğine bağlı irritatif semptomlar diod lazer yapılan hastaların postoperatif dönemde yüksek IPSS değerlerine sahip olmalarına neden oluyor (p: 0,013). IIEF açısından ise teknikler arası bir fark yoktur.SONUÇLAR: Gruplar karşılaştırıldığında TVP, Qmax, Qort ve IPSS değerleri açısından en iyi iyileşmeyi sağlayan gruptu. Plazmakinetik ise operasyon süresi açısından en kısa süreye sahip teknikti. Diod lazer ise özellikle antikoagulan kullanan veya kanama diyatezi öyküsü olan hastalarda diğer gruplara göre daha az kanamaya neden olduğundan daha avantajlı bir yöntemdir. TVP'deki PSA düşüşü diğer gruplarla karşılaştırıldığında daha fazladır ve bu da özellikle TURP'daki radikal rezeksiyon konseptinin gerçekci olmadığını göstermektedir.