Person:
GÜRSU, MELTEM

Loading...
Profile Picture
Google ScholarScopusORCIDPublons
Status
Organizational Units
Organizational Unit
Job Title
First Name
MELTEM
Last Name
GÜRSU
Name
Email Address
Birth Date

Search Results

Now showing 1 - 10 of 13
  • PublicationMetadata only
    Nadir Bir Kateter İlişkili Enfeksiyon Etkeni; Achromobacter Denitrificans
    (2022-11-09) Çıngar Alpay K.; Gürsu M.; Elçioğlu Ö. C.; Mirioğlu Ş.; Kazancıoğlu R.; ÇINGAR, KÜBRA; GÜRSU, MELTEM; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; MİRİOĞLU, ŞAFAK; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
  • PublicationMetadata only
    Covid-19 Pandemisinin Peritonit Hızı Üzerine Etkisi
    (2022-11-09) Gürsu M.; Mirioğlu Ş.; Köse E.; Yücel L.; Sayan C.; Elçioğlu Ö. C.; Kazancıoğlu R.; GÜRSU, MELTEM; MİRİOĞLU, ŞAFAK; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
  • PublicationMetadata only
    Bezmialem Vakif Üniversitesi Sağlik Uygulama ve Araştirma Merkezi Nefroloji Kliniğinde Takip ve Tedavisi Yapilan Primer Glomerüler Hastalik Tanili Hastalarin Tedavi Sonuçlari
    (2023-12-06) Sağlam Ş. S.; Kazancıoğlu R.; Gürsu M.; Elçioğlu Ö. C.; Çoban G.; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA; GÜRSU, MELTEM; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; ÇOBAN, GANİME
    Amaç: Çalışmamızın amacı kliniğimizde primer glomerüler hastalık (PGH) tanısıyla takip ve tedavisi yapılan hastaların sunum sırasındaki klinik, laboratuvar ve histopatolojik bulguları ile uygulanan tedaviler ve tedavi yanıtlarını belirlemek; ayrıca hastalığın kendisi veya uygulanan tedavilerle ilişkili komplikasyonları tespit etmektir. Gereç-Yöntem: Kliniğimizde PGH tanısı ile takibi yapılan hastaların hastane bilgi yönetim sistemi aracılığıyla böbrek biyopsi verileri dahil klinik verileri ve uygulanan tedaviler ile takip süreçlerine dair veriler kaydedilerek değerlendirildi. Bulgular: Ağustos 2014 - Aralık 2022 arasında yapılan toplam 433 böbrek biyopsisi incelendi; 237 hasta sekonder glomerüler hastalık tanısı nedeniyle dışlandı, 196 hasta araştırmaya dahil edildi. En sık karşılaşılan hastalık IgA nefropatisiyken (IgAN) (%43,3) bunu fokal segmental glomerüloskleroz (%24,4), membranöz nefropati (%19,3), minimal değişiklik hastalığı (MDH) ve membranoproliferatif glomerülonefrit (MPGN) izlemekteydi. Toplam hasta grubunda en sık biyopsi endikasyonu nefrotik sendrom (%38,3) olarak saptandı, bunu asemptomatik idrar anormallikleri (%21,9) takip etmekteydi. MDH tanılı hastaların tGFH düzeyleri korunmuş izlenmekteyken MPGN tanılı hastaların tGFH düzeyleri diğer gruplara göre daha düşük izlendi. Proteinüri düzeyi IgAN’de en düşük saptanmakla birlikte diğer gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Toplam 106 hastaya immünsupresif tedavi verildi. Hastaların ilk tedavi yanıtları ile takip süresi sonundaki yanıt durumları değişkenlere göre incelendiğinde anlamlı fark izlemedi. Hastalık ile ilişkilendirilen komplikasyonlardan en sık üçü hiperlipidemi, böbrek fonksiyonlarında azalma ve enfeksiyonlar olmuştur. İmmünsupresif tedavi ile ilişkilendirilen en sık üç yan etki ise sırası ile Cushingoid görünüm, cilt lezyonları ve fırsatçı enfeksiyonlar olarak kaydedilmiştir. Sonuç: Kliniğimizde tanısı konulan ve/veya takibi yapılan PGH tanılı hastaların klinik ve histopatoloji bulguları daha önce ülkemizde yapılmış olan PGH çalışmalarının verileriyle uyumlu olarak sonuçlanmıştır. Uygulanan tedaviler incelendiğinde dönemin güncel kılavuzlarına uygun olduğu görülmüştür. Tedavi sonuçları alt parametrelere göre karşılaştırmalı olarak incelendiğindeyse gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir. Bunun nedeninin alt gruplardaki hasta sayılarının yetersizliği olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Bezmialem, glomerüler, glomerülonefrit, hastalık, primer
  • PublicationMetadata only
    Periton Diyaliz Tedavisini Bırakma Nedenleri- Tek Merkezli Retrospektif Bir Çalışma
    (2023-12-06) Shehaj L.; Elçioğlu Ö. C.; Gürsu M.; Yücel L.; Sayan C.; Kazancıoğlu R.; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; GÜRSU, MELTEM; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
    Amaç: Periton diyalizi (PD), renal replasman tedavisinin (RRT) diğer modaliteleri ile karşılaştırıldığında, daha yüksek oranda hasta konforu ve daha ucuz bir maliyetle iyi bir sağkalım sağlar. Ancak peritonit, mekanik komplikasyonlar ve hatta diyaliz yetmezliği nedeniyle uzun süreli tedavi oldukça zor görünmektedir. Hastaların PD tedavisini bırakma nedenleri tam olarak saptanabilirse tedavi ve önlem konusunda uygun tedbirler alınabilir. Bu çalışmada, merkezimizde PD tedavisini bırakma nedenleri araştırılmıştır. Gereç-Yöntem: 2012-2023 yılları arasında merkezimizde takip edilen PD hasta dosyaları retrospektif olarak taranmıştır. Toplanan veriler arasında etiyoloji, hastaların komorbiteleri, periton kateteri yerlestirme yöntemi, PD tedavisinin süresi, hastanın tedaviyi bırakma nedeni ve mekanik komplikasyon türleri yer alır. Bulgular: 2012-2023 yılları arasında 132 periton tedavisini gören hastalardan 83’ü tedavisini bırakmıştı. Hastaların %50,6’sı erkekti, ortalama yaş 54,4±14,4 ve ortalama PD tedavisi süresi 33,5±27,5 ay idi. Son dönem böbrek hasarı nedenleri olarak %39,8’inde diyabetik nefropati, %16,9’unda nefroskleroz, %12’sinde ODPBH ve %13,3’ünde kronik glomerülonefrit saptandı. Komorbiteler açısından hastaların %59’unda diabetes mellitus ve sadece bir hastada kanser saptandı. PD kateteri yerleştirme işlemi %12’si nefroloji uzmanı, %37,3’ü laparoskopik olarak cerrah tarafından yapılmıştı. PD tedavisini sonlandırmanın ana nedeni ölüm (27 vakadan 10’u 2020-2022 yıllar arasında ölmüş), diyaliz yetmezliği (20 vaka), peritonit (19 vaka), böbrek nakli (7 vaka) ve vakaların 10’unda mekanik komplikasyonlar izliyordu; bir vakada hidrotoraks, ikisinde fıtık ve yedisinde sızıntı saptandı. Nefrolog tarafından kateter takılan hastalarda herhangi bir komplikasyon görülmedi, daha uzun süre (35,6+-33,3 ay) PD tedavisinde kalmışları ve en sık tedaviyi bırakma nedeni diyaliz yetersizliğiydi. Kateter takmak için açık cerrahi uygulanan hastalarda mekanik problemler ve peritonit daha yaygındı. Sonuç: PD, RRT olarak güvenli bir tercihtir. Çalışmamızda sadece birkaç katılımcının mekanik komplikasyonları vardı. Tedavi bırakma nedeninin en sık ölüm olmasının nedeni olarak Covid-19 pandemisi düşünüldü. Peritonit oranı merkezimizde tedaviyi bırakmanın ücüncü nedeniydi. Peritonit tanı ve tedavisi açısından daha yakından takip ve daha hızlı müdahale edilmesi gerektiği sonucu çıkarılabilir. Anahtar kelimeler: periton diyalizi, kateter, peritonit
  • PublicationMetadata only
    Son Dönem Böbrek Hastalarının Karar Verme Süreçlerinde Böbrek Sağlığı Çalışanlarının Görüşlerinin Değerlendirilmesi
    (2023-12-06) Kurban E.; Gürsu M.; Elçioğlu Ö. C.; Sayan C.; Yabacı Tak A.; Kazancıoğlu R.; GÜRSU, MELTEM; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; YABACI TAK, AYŞEGÜL; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
    Amaç: Ülkemizde her 7 kişiden biri böbrek hastası olup Böbrek Replasman Tedavisi (BRT) alan hasta sayısı giderek artmaktadır. Böbrek Sağlığı Çalışanlarının (BSÇ) düşünceleri, hastanın diyaliz modalitesi seçimindeki karar verme sürecinde önemli bir role sahiptir. Bu çalışma, Türkiye’deki BSÇ’nın diyaliz modaliteleri hakkındaki düşünce ve tutumlarını değerlendirmeyi amaçlıyor. Gereç-Yöntem: BSÇ’nın demografik özelliklerini ve modalite önerilerini etkileyen değişkenleri araştırmak üzere çevrimiçi bir anket hazırlandı. Hazırlanan anket, 15 Mart ile 15 Haziran 2023 tarihleri arasında Türkiye’nin her bölgesindeki BSÇ’na dağıtıldı. Verilerin dağılımı Shapiro- Wilk ve Pearson Ki-kare testi ile değerlendirildi. Bulgular: 102 doktor ve 42 hemşire (K82, E62, ortalama yaş 45+/- 8,6) anketi tamamlamıştır. Tedavileri altındaki hastaları %90,3 Merkez Hemodiyalizi ve %9,7 Periton Diyalizi yapmaktaydı. Diyaliz modalitesi kararında belirleyici rolün nefroloji uzmanına (%54,9) ait olduğu bulunmuştur (Şekil1). Hastaların Merkez hemodiyalize yönlendirilme tercihi: düşük sosyoekonomik durum (%69), birden fazla kronik hastalık (%57,6), düşük eğitim seviyesi (%56,3) ve bakım vericinin olmamasıdır (%76,4) (Şekil 2). Kendiniz için hangi diyaliz modalitesini tercih edersiniz sorusunda ise \"Ev hemodiyalizi\" (%45,8), \"Periton diyalizi\" (%43,8) ve \"Merkez hemodiyalizi\" (%10,4) sonuçları elde edilmiştir. BSÇ (%66,8), ev hemodiyalizi hakkında yetersiz bilgiye sahip olduklarını düşünüyorlar. Sonuç: Sonuçlarımıza göre BSÇ’nın tedavi ettiği çoğu hasta Merkez hemodiyalizi olmasına rağmen, BSÇ’nın modalite tercihi Ev hemodiyalizidir. BSÇ’larının çoğu ev hemodiyalizi hakkındaki bilgilerinin eksik olduğunu düşünmektedir.Diyaliz modaliteleri konusunda daha fazla eğitim, öğretim ve yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Böbrek Sağlığı Çalışanları, Diyaliz Modaliteleri, Son Dönem Böbrek Yetmezliği
  • PublicationUnknown
    Diyabetik Nefropatili Hastalarda SGLT2 İnhibitörlerinin Serum Ürik Asit Düzeylerine Etkisinin Değerlendirilmesi: Eğilim skoru (Propensity Score) eşleştirilmiş bir kohort çalışması
    (2023-12-06) Elçioğlu Ö. C.; Küçüköz A.; İşlek T.; Öztürk B. B.; Mirioğlu Ş.; Gürsu M.; Kazancıoğlu R.; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; GÜRSU, MELTEM; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
    Amaç: İnsulinden bağımsız olarak proksimal tübülden glukoz geri emilimini inhibe ederek etki gösteren Sodyum-glukoz kotransporter-2 inhibitörlerinin çeşitli klinik çalışmalarda serum ürik asit (SUA) seviyelerini düşürdüğü gösterilmiştir. Çalışmamızda SGLT-2i’nin SUA düzeyine etkisi araştırılmıştır. Amacımız SGLT-2i tedavisinin evre 2-4 kronik böbrek hasarı (KBH) olan diyabetik nefropatili hastalarda SUA düzeylerine etkilerini değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: Çalışmaya 18-75 yaşlarında evre 2-4 KBH olan ve SGLT-2 tedavisi başlanan diyabetik nefropatili hastalar alındı. Herhangi bir nedenle kullan(a)mayan hastalar kontrol grubunu oluşturdu. Gut hastalığı olan, SUA düzeyini düşüren allopurinol, losartan ve diüretik gibi ilaçları kullanan hastalar çalışmaya alınmadı. Çalışmanın başında ve üç ayın sonunda ölçülen biyomiyasal parametreler kaydedilmiş, ilk ve son değerler karşılaştırılmıştır. İlk SUA eksi son SUA değeri ΔSUA olarak hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya Nefroloji Polikliniğimize başvuran 287 hasta dahil edilmiştir. Bunlardan 160 tanesi SUA’yı etkileyen ilaç (50 tane hidroklorotiyazit, 10 tane indapamid, 27 tane furosemid, 41 tane losartan, 30 tane allopurinol, 2 tane febuksostat kullanan) kullandığı için 10 tanesi de veri eksikliği nedeniyle çalışmaya alınmadı. Kalan 117 kişilik grupta eğilim skoru (propensity score) ile yapılan eşleştirme sonucunda 99 hasta (SGLT-2i alan 55 hasta (36 kadın, 19 erkek) ve 44 (28 kadın, 16 erkek) kontrol) çalışmaya alındı. İki grup arasında yaş (68&67 yıl), cinsiyet, diyabet süresi gibi demografik veriler açısından fark yoktu. Başlangıç HbA1C çalışma grubunda daha düşüktü (ortalama %7,37&%6,41, p<0,001). Başlangıç SUA ve eGFR dahil diğer biyokimyasal parametreler açısından anlamlı fark saptanmadı. ΔSUA çalışma grubunda (0,32 mg/dl & -0,08 mg/dl) anlamlı olarak yüksek bulunurken (p=0,017) Üçüncü ayın sonundaki SUA değerleri (çalışma grubu=6,09 mg/ dl & kontrol=6,63 mg/dl) arasında fark bulunmadı (p=0,088). Çalışma grubundaki ilk SUA değeri (6,40 & 6,09 mg/dl) anlamlı olarak yüksekken (p<0,001), kontrol grubunda ikinci değer (6,56 & SUA=6,64 mg/dl) anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). Sonuç: SGLT-2i tedavisinin evre 2-4 KBH bulunan diyabetik nefropatili kohortumuzda literatür ile uyumlu olarak SUA değerin anlamlı olarak düşürdüğü gösterildi. Anahtar kelimeler: Diyabetik nefropati, SGLT-2 inhibitörleri, hiperürisemi
  • PublicationMetadata only
    65-80 Yaş Arası ve 80 Yaş Üzeri Hasta Gruplarında Akut Böbrek Hasarı Gelişimi İçin Risk Faktörleri ve Böbrek Sağkalımı Üzerine Etki Eden Faktörler
    (2023-12-06) Guliyeva L.; Hüseyinov N.; Engin Ö. E.; Sağlam Ş. S.; Avşar Ataberk E.; Elçioğlu Ö. C.; Kazancıoğlu R.; Gürsu M.; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA; GÜRSU, MELTEM
    Amaç: 65 yaş ve üzeri hastalarda akut böbrek hasarı (ABH) risk faktörlerini belirlemek, hastalığın seyrine etki eden faktörleri ve sonlanımın belirleyicilerini tespit etmeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamıza 65 yaş ve üzeri olup ABH nedeniyle yatan veya yatış sürecinde ABH gelişen hastalar dahil edilmiştir. ABH neden(ler)i, yatış neden(ler)i, komorbid hastalıklar, kullanılan ilaçlar, takip süresi, sonlanım durumu kaydedilmiş, sonlanıma etki eden faktörler analiz edilmiştir. Bulgular: Hastaların klinik ve laboratuvar verileri Tablo-1’de sunulmuştur. Hastaların 100’ünde evre-2, 53’ünde evre-3 ve 43’ünde evre-1 ABH tespit edilmiştir. Ortalama 13.7±12.0 gün takip sonunda sonlanım durumu tablo 2’de, sağkalım eğrileri şekilde sunulmuştur. 65-80 yaş arası grupta sepsis mevcudiyetinin (p<0.001), ABH evresinin ilerlemesinin (p<0.001) ve malignitenin (p=0.023) ölüm riskini arttırdığı; zeminde KBH olan (p=0.021), beta bloker kullanan ve nonoligürik hastalarda (p<0.001) mortalitenin daha düşük olduğu belirlendi. 80 yaş üzeri grupta mortalitenin dihidropiridin grubu KKB kullanan hastalarda daha düşük (p=0.033); RAAS blokeri (p=0.031) veya beta bloker (p=0.006) kullananlarda daha yüksek olduğu görüldü. Cox regresyon analizinde iyileşme olmaması (diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği veya ölüm) için başlıca risk faktörlerinin 65-80 yaş grubunda aminoglikozid kullanımı (p<0.001) ve DM varlığının (p<0.032); 80 yaş üzeri grupta ise kalp yetersizliğinin olması (p=0.004), yatış endikasyonunun kardiyovasküler hastalıklar olması (p<0.001) ve kolistin kullanımı (p=0.026) idi. 65-80 yaş grubunda hastanın nonoligürik olmasının iyileşmeme riskini azalttığı (p=0.003) görülmüştür (p=0.078). ABH evrelerinin 80 yaş üzeri grupta etkisi görülmezken, 65-80 yaş grubunda evre-2 ABH’ nin evre-3 ABH ile kıyaslandığında koruyucu etkisi olduğu görülmüştür (p=0.009). Çok değişkenli analizde ölüm veya diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği için zeminde KBH olması (p=0.048) ve hastanın nonoligürik olmasının (p=0.005) koruyucu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: ABH’ ye karşı daha savunmasız olup diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği ve mortalite oranları yüksek olan geriatrik popülasyonunda ilk hedef ABH’den korunmak olmalıdır. Bu amaçla komorbid hastalıkların etkin tedavisi, nefrotoksik ajanlardan kaçınmak, akılcı ilaç kullanımı, dehidratasyonun önlenmesi büyük önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Akut böbrek hasarı, kronik böbrek hasarı, yaşlılık, mortalite
  • PublicationMetadata only
    Hipertermik İntraperitoneal Kemoterapiye Bağlı Akut Tubulointerstisyel Nefrit Olgusu
    (2023-12-06) Elçioğlu Ö. C.; Aslaner İ. B.; Gürsu M.; Erkoç R.; Kazancıoğlu R.; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; GÜRSU, MELTEM; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
    Giriş: Periton malignitelerindeki tedavi yöntemlerinden biri de sitoredüktif cerrahi (CRS) ile birlikte hipertermik intraperitoneal kemoterapi (HIPEC) uygulamasıdır. Farklı olgu serilerinde kombine CRS ve HIPEC tedavisi sonrası akut böbrek hasarı (ABH) gelişme oranı %20 ile %66 oranlarında bildirilmiştir. Bu yazıda HIPEC+CRS sonrası ABH gelişmiş ve renal biyopsi ile akut tubulointerstisyel nefrit (ATİN) tanısı konmuş, immunsupresif tedavi kullanılmış bir olgu sunulmuştur. Olgu: Mart 2023’te myoma uteri nedenli laparoskopik histerektomi yapılmış olan 45 yaşındaki kadının biyopsi materyalinde peritonda mezotelyoma ile uyumlu bulgular saptanmış ve ileri tetkiklerde primer periton tümörü tanısı konarak 10 Mayıs’ta CRS+HIPEC (sisplatin ile) tedavisi uygulanmış. Preoperatif kreatinin 0,61 mg/dL, idrar tetkiki normal bulunmuş. Kronik hastalığı yoktu. Postoperatif ikinci günde kreatinin 1,4 mg/dL ve beşinci günde 7,63 mg/dL saptanınca acil hemodiyaliz (HD) tedavisi başlandı. Yeterli hidrasyon sağlandı ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaç (NSAİİ) gibi nefrotoksik ajanlar verilmedi. İdrar tetkikinde protein +, 12 eritrosit görüldü. Ayırıcı tanı için istenen ANA, RF, MPO ve PR3 ANCA negatif, kompleman C3 ve C4 normaldi. İlk günlerde hipomagnezemi ve hipokalemi de olduğu için sisplatine bağlı tubulupati ve prerenal ABH düşünüldü. Takibinde altı seanstan sonra HD ihtiyacı olmadı. Kreatinin 3,5-4 mg/dL arasında değişmekteydi. İdrar tetkiki normaldi. Düzelmeyen ABH nedeniyle 20 Haziran’da yapılan böbrek biyopsisi ATİN ile uyumluydu. 70 kg olan hastaya 22 Haziran’da metilprednizolon 48 mg/gün oral başlandı. Bir ay sonra kreatinin 3,45 mg/dL’den 2,3 mg/ dL’ye gerilemişti. Steroid dozu 32 mg/gün’e düşürüldü. İkinci ayın bitiminde kreatinin hala 2,3 mg/dL olduğundan steroid dozu 16 mg/ gün’e düşürülerek mikofenolat mofetil (MMF) 2*1 gr başlandı. Steroid üçüncü ayın sonunda kesildi. MMF tedavisini ikinci ayı bitmesine rağmen kreatininde değişiklik izlenmedi (son değer 2,5 mg/dL). Onkoloji tarafından sisplatin içermeyen kemoterapi rejimi verilmesi planlanmaktadır. Sonuç: Sisplatin ile ilişkili nefrotoksisite sık görülmekle birlikte bu genellikle tubulopati şeklindedir. Böbrek fonksiyonları düzelmeyen olgularda böbrek biyopsisi yapılması düşünülebilir veya biyopsi yapılamıyanlarda kontrendikasyon yok ise ampirik steroid tedavisi düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Akut tubuloinsrstisyel nefrit, HI-PEC (sıcak kemoterapi), Sisplatin.
  • PublicationMetadata only
    Böbrek Sağliği Çalişanlari Için Hasta Tarafindan Bildirilen Sonuç Ölçümlerinin (Prom) Önemi Nedir?
    (2023-12-06) Kurban E.; Gürsu M.; Elçioğlu Ö. C.; Sayan C.; Yabacı Tak A.; Kazancıoğlu R.; GÜRSU, MELTEM; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL; YABACI TAK, AYŞEGÜL; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA
    Amaç: Hasta Tarafından Bildirilen Sonuç Ölçümleri (PROM), hastaların sağlık durumlarını izlemek ve tedavileri kişiselleştirmek için kullanılır. PROM’ların klinik uygulamada etkili bir şekilde kullanılması, hastaların katılımını artırarak tedavi sonuçlarını iyileştirebilir. Klinisyenlerin ve hastaların bu konuda eğitilmesi ve düzenli izlem yapılması son derece önemlidir. Bu çalışma, Böbrek Sağlığı Çalışanları (BSÇ) için PROM’ların önemini araştırmaktadır. Gereç-Yöntem: BSÇ’larının diyaliz modalitelerindeki hasta tutumlarını ve görüşlerini değerlendirdikleri çevrimiçi bir anket hazırlandı. Hazırlanan anket, 15 Mart -15 Haziran 2023 tarihleri arasında Türkiye’nin her bölgesindeki BSÇ’na dağıtılmıştır. Verilerin dağılımı Shapiro-Wilk ve Pearson Ki-kare testi ile değerlendirildi. Bulgular: 102 doktor ve 42 hemşire (K82, E62, ortalama yaş 45+/- 8,6 ) anketi tamamlamıştır. Katılımcıların %57,7’si, merkezdeki diyaliz hastalarının birbirleriyle etkileşimlerinin hastalıklarıyla başa çıkmalarına önemli bir katkı sağladığını düşünüyor. % 66 BSÇ, merkezdeki diyaliz hastalarının çoğunun kliniğe haftada üç kez gelmeyi yük olarak gördükleri yargısına katılıyor. BSÇ (%75,1), ev diyalizinin hastalarına zaman esnekliği sağladığı için hastalarını ev diyalizi düşünmeye teşvik ediyor (Şekil1). BSÇ, Periton diyalizinin (%70,1) ve Ev Hemodiyalizinin (%79,8) hastaları için merkez Hemodiyalizinden daha iyi bir yaşam kalitesi sağladığını düşünmektedir. BSÇ’larına göre en iyi diyaliz modalite eğitimi Uygulamalı Sürekli Eğitimdir (%88,2) (Şekil 2). Sonuç: PROM’ları uygulamak hastaların refahını artırmak için eyleme geçirilebilir tedavi yardımlarıyla ilişkilendirmek, hastaların sağlığını iyileştirmenin anahtarıdır. BSÇ’larını PROM’ların pratik uygulanmasına ilişkin eğitmek önemlidir ve ayrıca klinisyenlerin PROM’ları sürekli olarak kullanmaya teşvik edilmesi gereklidir. Anahtar kelimeler: Böbrek Sağlığı Çalışanları, Diyaliz Modaliteleri, Hasta Tarafından Bildirilen Sonuç Ölçümleri, PROM
  • PublicationMetadata only
    Hafif ve Orta Düzey Diyabetik Nefropati Tanılı Hastalarda Sodyum Glukoz Transporter-2 İnhibitörlerinin Kemik Mineral Metabolizma Belirteçlerine Etkisi
    (2023-12-06) İşlek T.; Mirioğlu Ş.; Gürsu M.; Kazancıoğlu R.; Demirel M.; Selek Ş.; Elçioğlu Ö. C.; GÜRSU, MELTEM; KAZANCIOĞLU, RÜMEYZA; DEMİREL, METİN; SELEK, ŞAHABETTİN; ELÇİOĞLU, ÖMER CELAL
    Amaç: Sodyum glukoz transporter 2 inhibitörleri proksimal tübülden glukoz geri emilimi inhibe ederken aynı zamanda natriürez ve osmotik diürezi sağlamaktadır. Bu çalışma SGLT-2i’lerinden dapagliflozinin, evre 2-4 kronik böbrek hasarı (KBH) hastalarında kemik mineral metabolizması, vasküler olaylar ve inflamasyonda rol oynayan fibroblast büyüme faktörü-23 (FGF-23), hidroksiprolin, osteoprotegerin (OPG) ve sklerostin isimli belirteçlere olan etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Gereç-Yöntem: Nefroloji polikliniğine ayaktan gelen 80 hasta randomize edilerek SGLT-2i tedavisi başlananlar (grup 1) ve mevcut antidiyabetik tedavisi devam edenler (grup 2) olarak 2 gruba ayrıldı. Yaş, cinsiyet, komorbit hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, kreatinin, üre, eGFH, sodyum, potasyum, kalsiyum, albumin, fosfor, magnezyum, tam idrar tahlili, hemogram, kemik metabolizma belirteçlerinden serum FGF-23, sklerostin, OPG, hidroksiprolin düzeyi kaydedildi. 12 haftalık takip sonrası 2 grubun parametreleri ve grup 1’in başlangıç ve son değerleri karşılaştırıldı.Bulgular: Tüm hastaların yaş ortalaması 67±9,3 yıl olup 48’i (%60) kadındı.Başlangıçta OPG düzeyleri çalışma grubunda daha yüksekti (p=0,025), ancak FGF-23 ve sklerostin düzeyleri açısından gruplar arasında fark yoktu (sırasıyla p=0,670 ve p=0,467).OPG, FGF-23 ve sklerostin düzeyleri dapagliflozin ile 3 aylık tedavi boyunca anlamlı düzeyde azaldı (tümü için p<0,001).Hidroksiprolin düzeyleri de düştü ancak istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı (p=0,075). Çoklu doğrusal regresyon modelleri, SGLT2i tedavisinin sklerostin (β=0,303, p=0,011) ve OPG (β=0,210, p=0,010) seviyelerindeki değişiklikle ilişkili olduğunu ancak FGF-23 (β=0,089, p=0,010) ile ilişkili olmadığını ortaya çıkardı. (p=0,150) Sonuç: Birçok klinik çalışma ile kardiyovasküler sonlanımlar ve KBH progresyonu üzerinde oldukça olumlu etkileri gösterilmiş olan SGLT2i’lerinin bu etkilerini hangi mekanizmalar ile gösterdiği tam olarak açıklanamamıştır. Yine KBH hastalarında kemik mineral bozuklukları oldukça önemli bir morbidite nedenidir ve SGLT-2i’lerinin bu soruna etkisi tam net değildir. Çalışmamızda KBH’de görülen inflamasyon, vasküler kalsifikasyon gibi durumların patogenezinde yer alan kemik belirteçlerinden FGF-23, sklerostin ve OPG seviyelerinin dapagliflozin tedavisi sonrası önemli ölçüde gerilediğini gözlemledik. Bu sonuç SGLT-2i’lerinin kardiyovasküler olumlu etkilerinin hangi mekanizmalarla meydana geldiği konusunda bir ipucu sağlayabilir ve bundan sonraki çalışmalar için bir dayanak noktası oluşturabilir. Anahtar kelimeler: SGLT-2i, osteoprotegerin, FGF-23, sklerostin, hidroksiprolin